Kara Trenin Soluğunu Elektrikli Tren Kesti
İstanbul’un Anadolu yakası banliyösünde oturanlar, artık yıllardır alıştıkları bir sesten uzak kalacaklar. Elli yaşını çoktan geçmiş kara trenlerin ne "çuh, çuh" ları ne düdük sesleri bir daha işitilebilecek. Uykularını en tatlı yerinde bölen kara trenin yerine aynı raylarda bir elektrikli tren kayar gibi gelip geçecek. Banliyö sakinleri yorgun iş dönüşlerinde daha rahat seyahat edecekler.
Devamı için tıklayınız »
Tepeköy istasyonundan güneye baktığımızda; ufukta birleşiyormuşçasına gördüğümüz demiryolu rayları bizi Sağlık istasyonuna götürür. Sağlık köyü; Torbalı köyleri içinde kendine has havası, dağın kuytusundaki yerleşim tarzı ile hep bir farklılık arz etmiştir zihnimde. Belki de; daha farklı olmak için özel bir çaba sarf etmeyen, buna mukabil en fazla "kendisi olan" bir köydür.
Torbalı’dan; demiryolunu İzmir’e doğru takip ettiğimizde, önce Kuşçuburun’a ulaşırız. Bu kimseyi şaşırtmasın, yakın bir zamana kadar Kuşçuburun’da tren istasyonu vardı. Trenlerin durmadığı, terkedilmiş kullanılmayan istasyon, tabiat şartlarına daha fazla direnemedi, yok oldu. Eskiden tütün tarlalarının ortasındaki istasyondan günümüze kalan, temelleri ve bir kaç büyük ağaç.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin, 50. kuruluş yılı anısına "mühendislik mimarlık öyküleri – 1" adıyla yayınladığı kitapta Aydın Engin, 23 inançlı insanı ve o insanların yaptığı devrim otomobillerinin öyküsünü anlatıyor. "Devrim otomobili küçük bir ütopyaydı" diyor. "…Bu günün Türkiye’sinde böylesi öykülere ekmek kadar, su kadar gereksinin olduğunu" belirtiyor. Usta gazeteci, Devrim otomobili öyküsünü; "Çıktık açık alınla / On yılda her savaştan… diye başlayan, yoksulluk, gerilik çemberini kırmak için silkinmesini bilmiş bir halkın öz güvenini anlatan bir marş…" sözleri ile bitiriyor.
Saray düğünlerine şenliklere ev sahipliği yapan Bağçe-i Haydar Paşa’ya trenin gelişi çayırda dönüşümü başlatmıştır. İşgal yıllarında genelev kadınları bölgede "Paris Mahallesi" olarak adlandırılan yamaca yerleştirilmişti. Kurtuluş savaşının kazanılması ve işgalin son bulmasının ardından genelev kadınları tarafından trenlerin taşlandığı gerekçesi ile genelevin kapatıldığı söylenir. Kimin ahı tuttu bilinmez ama Marmaray Projesi ile birlikte trenlerin Haydarpaşa’ya gelişi yasaklanacak.
Orhan Veli’nin "Garibim; ne bir güzel var avutacak gönlümü bu şehirde, ne de bir tanıdık çehre; bir tren sesi duymaya göreyim, iki gözüm, iki çeşme" dediği "tren sesi" adlı şiirinde insanı sevince boğan, hüzünlerini unutturarak uzak diyarlara alıp götürdüğü söylenen sesin aslında makinistin besteleyerek çaldığı bir senfoni olduğunu ve uzun yıllar halka saat ayarı verme görevini de yerine getirdiğini çoğumuz bilmiyoruzdur.
Haydarpaşa garın yüzlerce fotoğrafı var, bu fotoğrafların arkasında da birçok hatıra gizli olup gün ışığına çıkarılmayı beklemektedir. Haydarpaşa Garın markiz altındaki iç mekânında ihataların göründüğü fotoğraf çok ilgimizi çekmişti. Niçin yapılmıştır diye düşünür dururduk. Bu ihatalar buraya Haydarpaşa gara girecek yolcu karşılayıcı ve uğurlayıcılardan "duhuliye" adı altında ücret alınması amacıyla yapıldığı aklımıza gelmesi mümkün değildi.
Aklımda böyle kalmış adı: Güney ya da Kurtalan Ekspresi… Haydarpaşa Gar’ında beklerken, hoparlörden yükselen bir ses genellikle bizi sevindirirdi: "Dikkat dikkat, Haydarpaşa-Eskişehir üzerinden Kurtalan’a gidecek olan yolcu treni beş dakika sonra hareket edecektir…" Bu anons, ardından yabancı bir dille yinelenirdi. "Attention, attention…" Uzun bekleyişlerin, yorgunlukların, esnemelerin ardından gelen bu ses birçok yolcuyla birlikte bizi de hareketlendirirdi.