Haydarpaşa Gar’da Yirmi İki Yıldır Gözleri Var
Gazete arşivlerini tarıyordum. Birden karşıma çıkan “Taşkışla’dan sonra Haydarpaşa Garı” adlı haber başlığı dikkatimi çekti. 31.07.1989 tarihinde Milliyet Gazetesinde Emekli Başkonsolos Yusuf Kadri DİCLE’nin kaleme aldığı yazıda bir yandan ekonomik koşullar, öte yandan beş yıldızlı otel yapma modası, şimdi de tarihi Haydarpaşa Gar’ını hedef aldı deniliyor ve “Taşkışla’yı otel olmaktan kurtaranların bir an evvel harekete geçip hizmetleri tarihe mal olmuş, Asya yakasının simgesi haline gelmiş bu görkemli Haydarpaşa Gar’ının öylece kalmasını sağlarlarsa bundan en fazla İstanbullular çok mutlu olacaklardır” çağrısında bulunuluyor.

İTÜ Mimarlık Fakültesi(Taşkışla) binasında Haydarpaşa yangını sonrası kamuoyundaki tartışmalara bir yanıt bulmak için Taşkışla Öğrencileri tarafından bir panel düzenlendi. Panelin katılımcıları arasında Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Kargın, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Görevlilerinden Doç. Dr. Haydar Karabey ve Kadir Has Üniversitesi’nde akademisyen Yrd. Doç. Dr. Yonca Kösebay Erkan vardı.
3. Köprü Yerine Yaşam Platformu’nun Kadıköy’de 26.12.2010 tarihinde düzenlediği mitingde, “3. köprüye hayır” denildi. HES’lere, termik santrallere, kentsel dönüşüm projelerine karşı dereleri, konutları ve yaşam alanlarını savunmaya geldiklerini söyleyen binlerce kişi, “Ormanıma, suyuma, mahalleme dokunma” dedi
İstanbul 5 Nolu Tabiat ve Kültür Varlıkları Koruma Kurulunun 26.04.2007 tasrih 85 sayılı ve 21.06.2006 tarih 167 sayılı, 7.03.2007 tarih 457 sayılı Haydarpaşa ve çevresi için verilmiş olan kentsel v e tarihi sit alanı kararlarının iptali için TCDD tarafından İstanbul 1. İdare Mahkemesinde açılmış bulunan davada DANIŞTAY 6. Dairesi 25.06.2010 tarih E:2008/9172 K:2010/6709 sayılı kararı ile İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 30.01.2008 tarih K: 2008/67 sayılı TCDD nin talebini RED eden kararını ONANMASINA karar vermiştir.
Kurtuluş Savaşı’nı kazandık ve bir cumhuriyet kurduk ya her şey çok kolay, bir çırpıda oluverdi gibi geliyor, değil mi? Bugün artık çok rahatız! Kurtuluş günlerini romanlardan, öykülerden okuyor, ne denli çılgın olduğumuzu öğreniyoruz. Bin yılda bir ortaya çıkardığımıza inandığımız “üstün kahramanlar” (süper kahramanlar) ve onların başarı öyküleri göğsümüzü kabartıyor, gizliden gizliye kendimize pay çıkarıyoruz.
Artık itiraf etmenin zamanı geldi. Vicdanımı rahatlatmam gerekiyor. Kısmet bugüne ve bu yazıya imiş. Benim öyle modern bir kişi olarak durduğuma bakmayın, aslında ben bir gericiyim! Bugün, 21. yüzyılda bile ta 19. yüzyılın ulaşım aracını savunuyorum. Benim neme gerek demiryolunu, lokomotifi, treni, tren ile insan ve mal taşımacılığını savunmak.