Kent ve Demiryolu Menü

Kalıcı Başlantı:

Demiryolu Garlarında Hamallar

(yorumlar kapalı)

Demiryolu Hamalları üzerine bir araştırma yapmaya İndeks İçerik İletişim Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Yaprak Özer’ in http://www.edebiyatdersi.net/meslek.htm deki "kaybolan meslekler" isimli yazısı sevk etti. Yaprak özer bu yazısında bu gün için çocuklarımıza seçeceğimiz kariyerli meslekleri planlarken bugün bazılarının isimlerini bildiklerimizi bazılarının da isimlerini bile duymadığımız bir çok mesleği bizlere hatırlatıyor. Demiryollarına baktığımızda da durum bundan pek farklı değil, yeniden yapılanma ve tasfiye sürecinde demiryollarında bir çok unvan meslek grubu yok olmuş yada yok olmanın eşiğinde. En son yaşamakta olduğumuz tren şefliği (katar reisi)ünvanı demiryollarında bitirilmek üzere. Ancak biz bu yazımızda hamallık mesleğinin tarihsel süreç içinde incelenmesini TCDD Gar ve İstasyonlarındaki Hamalların bir bir yok oluşunu anlatmaya çalışacağız. Öncelikle İstanbul’daki İşçilik ve Hamallığın tarihsel süreç içindeki doğuşu gelişimi bakalım.

İstanbul’da İşçiler ve hamallar

 kd16. yüzyıla kadar İstanbul’un çalışma hayatının bir özelliği, bu kentteki amelenin büyük çoğunluğunun çalışmak için taşradan gelmiş, "bekar uşağı" denilen kesimlerden oluşmasıydı. Özellikle büyük kuraklık, kıtlık, siyasal baskı ve çalkantı, ekonomik bunalım, yerel huzursuzluk ve çatışma dönemlerinde, imparatorluğun çeşitli yörelerinden, başta İstanbul olmak üzere büyük kentlere akın olurdu.

1830’lara kadar, İstanbul’a çalışmaya gelen amele, daha önce kente gelenler gibi, gediklerde örgütlenir ve sıkı denetim altına alınırdı. 15 yüzyılın sonlarından yeniçeriliğin kaldırıldığı 1826’ya kadar, çeşitli yörelerden İstanbul’a gelenlerin denetimleri ve kayda geçirilmeleri bostancı başının göreviydi. Gedik örgütlenmesi gereğince, çeşitli iş ve üretim alanlarında ihtiyaç olan amele sayısı önceden belirlenmişti. İşyerlerinin sayısı da belli ve sınırlı olduğundan, hiç kimse İstanbul’a başıboş olarak gelip istediği işe giremezdi. En azından böyle bir durum yasal olarak mümkün değildi. Her iş alanında belli sayıda gedik, her gedikte belli sayıda çalışan vardı. Fırın uşakları, hamam uşakları, inşaat amelesi, hamallar, hamamcılar, tellaklar, lağımcılar, kayıkçı, küfeci, mumcu, duvarcı, bıçakçı ve daha yüzlerce iş alanında çalışan amele, gediğe kaydedilir; aynı gediğe yeni birinin kaydolması için yerinin boşalması ya da yeni bir gedik açılması gerekirdi. Gediklere kaydolup İstanbul’da amelelik yapabilmek için mutlaka sağlam kefillere ihtiyaç vardı.

İstanbul’da çalışmaya gelenler Rumeli tarafında Küçükçekmece Küprüsü’ndeki, kolluklarda denetlenir, kaydedilir; kefilini İstanbul’a gelmeden bulmuş olanların kefili belirlenir, kefili olmayanların iş bulana kadar nerede kalacakları ve ne kadar sürede kefil bulacakları kayda geçerdi. Bu yapılan uygulama bugün kü hükümetin İstanbul’a girişe vize getirme uygulaması veya Avrupa ülkelerine çalışmaya giden işçilerin oturma izni alması ile benzeş bir uygulamadır.

Bundan sonraki denetim ve gözetim de son derece sıkıydı. Çünkü, özellikle dışardan gelen bu bekar uşağı amale, potansiyel suçlu veya isyancı olarak görülür, "baldırıçıplak" olarak nitelenirdi. Kente kaçak girip çalışanların veya suç işleyen amelenin tutuklanması halinde, cezası kent dışına çıkarılmaktan, falakaya, hatta, idama kadar giderdi. Bütün bu kısıtlamalara rağmen 16., 17., 18. yy’lara ait kayıtlar, belgeler, fermanlar, özel kişilere ait işyerlerinde, hele işin acele olması halinde, ücretlerin pazarlığa tabii olduğunu ortaya koyuyor. Ücretler ayrıntılarıyla belirlenmiş ve sınırlandırılmış olmakla birlikte, devlete ait işlerde, örneğin miri inşaatlarda ameleye ödenen ücretin özel inşaat sahiplerince işçi bulabilmek için yükseltildiği, bunun önüne geçmek üzere, zaman zaman yeni fermanlara ve nizamnamelere ihtiyaç duyulduğu anlaşılıyor.

Rumeli Demiryolları Kumpanyasının kullandığı hamalların Halktan almış oldukları ücrere müdahale etmediği halde, Anadolu Osmanlı Demiryolu Şirketinin hamallara aylık vererek hariçten kazançlarına müdahale etmekte olduğu hakkında Şehremanetin müracaatı (Dosya No:96 Sıra No:66 Tarih 24.11.1311 Belge :1 Yıldız Tasnifi Sadaret Resmi Maruzat everak<483>)da buna bir örnek olarak gösterilebilir.

Özellikle hamal, kayıkçı, tellak ve natırların, dükkanlardaki çırakların bütün kimlik özellikleri, kefillerinin, memleket ve eşkallerinin defterlerinin tutulmak istendiği nizamname, ayrıca, bundan böyle İstanbul’a gelecek veya daha önce gelmiş olan amelenin belirli semtlerde, kendilerine gösterilecek yerlerde oturmalarını şart koşuyordu. "İstanbul’da üç veya dört, Üsküdar, Galata ve Eyüp’te bir veya iki han tahsis edilerek- bekar amelenin bu hanlarda Müslim, gayrimüslim karışık barınması" öngörülüyordu. Bunların istedikleri yerde oturmaları, kendilerine gösterilen yerler dışında bekar odaları kurmaları yasaklanıyordu. Nizamnamede tek istisna yangınlara kolaylıkla su taşıyabilmeleri için sakalara yapılıyor ve bunların mahalle imamı ve mahalle halkının kefaletiyle mahallelerdeki bekar odalarında kalmalarına izin veriliyordu.

Taşradan bir başına çalışmaya gelmiş ve sıkı denetim altında tutulan bekar uşağı amele dışında Osmanlı dönemi İstanbul’unda, yerleşik bir işçi (emekçi) kesimi de vardı. Bunlar, işçilikten kalfalığa, ustalığa yükselmiş, önemli bölümü gayrimüslimlerden oluşan, ameleden çok esnaf ve zanaatkarlara yakın statüdeki emekçiler ile uşaklar, bahçıvanlar, vekilharçlar, seyisler vb. kişisel hizmetlerde, ev hizmetlerinde çalışanlardır. Özel hizmetlere çok ihtiyaç duyulan İstanbul’da bunların sayısının bir hayli fazla olduğu, toplumsal konum bakımından da bekar uşağı ameleden daha üstün sayıldıkları söylenebilir.

19. yy’a kadar, büyük ölçekli manifaktür sanayi ve fabrikaların hemen hemen bulunmadığı, imalat sanayiinin görece küçük işliklerde veya un değirmenleri ve fırınlar başta olmak üzere gıda dalında, dokumacılık, dericilik gibi geleneksel üretim dallarında toplandığı; ticaret ve yan hizmetleriyle, limanın ve özel hizmetlerin önem taşıdığı İstanbul’da, amelenin başlıca iş alanları, her türlü ince ve kaba inşaat ve bayındırlık işleri, hamallık, bağ, bahçe ve rençperlik işleri, tayfa, ateşçi, çımacı vb. deniz ve gemi işliliği, binek hayvanı sürücülüğü, kaçakçılık, mavnacılık gibi taşıma ve ulaştırma işleri, natırlık, tellaklık, temizlikçilik, çöpçülük, odun kömür kırıcılığı ve taşımacılığı, yükleme boşaltma işleri, marangozluk, dülgerlik, bıçakçılık, fırın işçiliği, camcılık, iplikçilik, dokumacılık vb.dir.

19. yy’ın ikinci yarısından itibaren yüzyılın başından beri gözlenen değişme ve gelişme, ürünlerini vermiş, devlet ihtiyaçlarına yönelik ve çok sayıda işgücünü gerektiren fabrikalar kurulmuş, önemli kara ve demir yolları yapımı başlayıp hızlanmış, kent içi ulaşım hizmetlerinde atlı tramvay, Haliç Şirketi ve Şirket-i Hayriye vapurları gibi yenilikler olmuş, İstanbul’un belediye hizmetlerini yerine getirmek üzere çeşitli şirketler kurulmaya başlanmış ve bütün bu gelişmeler yeni istihdam yaratırken yeni tip işçilere de gereksinme göstermiştir.

1870 sonrası dönem, İstanbul’un ekonomik alt yapısında ve işgücü yapısında değişimin belirginleştiği ve geleneksel "amele"den "işçi"ye doğru gözlendiği yıllardır. 1890’da İstanbul’da devlete ait sanayi kuruluşlarında, fabrika ve atölyelerde 10.000’i aşkın işçinin çalıştığı, öte yandan demir ve kara yolları yapımı, ulaşım, gaz ve su şirketlerinde, küçük atölyelerde vb çalışanlarla birlikte, İstanbul’da işçi sayısının 50.000’i geçtiği hesaplanmaktadır. Bu işçiler, bekar uşaklarından farklı olarak kentte yerleşik bir nüfus grubu oluşturmakta; özellikle inşaat alanında, rençperlik, mevsimlik, günübirlik işçilerde eski bekar uşağı amele tipi görülse de, asıl ağırlık gelecekte işçi sınıfının parçası olacak yeni işçilere kaymaktadır. Gediklerin dağılması ve 19. yy’ın ortalarından hızlanan toplumsal değişim ve ekonomik bunalımda bir kısım esnaf ve zanaatkarın üretim araçlarından koparak işçileşmeleri, yeni iş alanlarına gerekli işgücünü sağlamaktadır.

Daha önceki dönemlerde, bekar uşaklarının kendilerine ayrılmış belirli yerlerde, hanlarda, odalarda topluca yaşamalarına çok uzun süre kalsalar bile kentte yerleşik bir yaşama seyrek olarak geçmelerine karşılık, 1870’lerin işçileri İstanbul’un çeşitli mahallelerinde, özellikle de yoksul semtlerinde kendi küçük evlerinde, kulübelerinde, kendi ailelerini kuran kimselerdir. Büyük çoğunluğuyla yoksuldurlar. Osmanlı Devleti’nin ekonomik çöküntüye doğru gittiği, ciddi parasal sorunlarla boğuştuğu 19.yy’ın ikinci yarısı, hele 1870 sonrasında, çok düşük olan ücretlerini bile zaman zaman alamadıkları, zaman zaman da kağıt paranın değer yitirmesi yüzünden reel ücretlerinin yarı yarıya düştüğü görülür. Ayrıca, İstanbul’a gelenler üzerindeki sıkı denetimden eser kalmadığından, ilk kez kentte bir yedek işsizler ordusunun ortaya çıktığından da söz edilebilir. Bu tarihlerde İstanbul’da "Yevmiyelerin kısmı-ı azamını alan müstekreh kulübeler yığın halinde işçi varoşları" ortaya çıkmaya başlamıştır.

Dönemin İstanbul işçileri din ve milliyet bakımından az rastlanan bir çeşitlilik ve renklilik göstermektedirler: Müslüman Türk, Kürt, Arnavut, Boşnak vb yanında, Ermeni, Rum, Yahudi vb gayrimüslim tebaadan da çok sayıda işçi bulunmakta; özellikle yabancı şirketler, çalıştırdıkları Müslüman işçilere daha düşük ücret ödemekte ve işçiler arasında ayrılık, hatta düşmanlık tohumları ekmektedirler. Kalifiye işçi ve teknisyen olarak çok sayıda Fransız, İngiliz, Belçikalı, Alman işçi çalıştırmakta, bunlara iyi iş koşullarıyla yüksek ücret sağlanmaktadır.

Anadolu-Bağdat Demiryolları Şirketi Müdürü Fungelmann’ın "Yerli işçi bir lokma kuru ekmek, iki çürük zeytinle geçinebilir" sözü durumu özetler niteliktedir. Ücretli hafta tatili olmadığı gibi özellikle yabancı şirketlere ait işyerlerinde ücret sadece işçinin çalıştığı günlere göre ödenmekte, işçilerin hiçbir sosyal güvence ve hakkı bulunmamaktadır. Haydarpaşa Demiryolu’nda çalışan kalifiye bir işçi ayda toplam 160-220 kuruş alabilmekte, hat boyu işçilerinin gündelikleri 1890’da 7-8 kuruşu aşmakta, Müslüman işçilerin ücreti bununda altına düşmektedir. Kadın ve çocuk işçilerin ücretleri daha da azdır. 1890’da Kazlıçeşme İplik Fabrikası’nda çalışan kadınların 4, çocukların 2 kuruş gündelik aldıkları tespit edilmiştir. İşgünü ortalama 14 saattir ve işyerlerinde iş koşulları son derece kötüdür. 1870’li yıllarda, devlet işyerlerinde ücretlerini aylarca alamayan işçilerin durumları ve feryatları gazete sayfalarına yansımakta, "Tersane amelesinin bahriye zabitanının tayın ekmeklerini yağma ettikleri ve çoluk çocuk açız diye feryat ederek sokağa döküldükleri, arbede çıktığı" haber verilmektedir. Nitekim İstanbul’da görülen ilk işçi eylemleri de 1870-1890 arasına rastlar.

 kdYine bu dönemde, Osmanlı toplum düzeni ve mahalle yaşamının bir özelliği olan her sınıf halkın aynı mahallede, kimisi saray yavrusu konak, kimisi iki katlı ahşap ev, hatta kulübede, yan yana yaşamasının yerini, zengin ve kibar semtleri ve mahalleleri ile yoksul mahallelerinin (İlkleri Kazlıçeşme, Zeytinburnu, Beykoz, Cibali, Kasımpaşa, Yedikule ve Samatya’da olmak üzere) ayrılması almıştır.

1908’de  II. Meşrutiyet ilan edildiği sırada, ekonomik koşullarının kötülüğü kadar siyasal baskılar altında da olan İstanbul işçileri, bir umutla hareketlenmişler; çeşitli grevler, işçi hareketleri, örgütlenme girişimleri görülmüştür. Bu grev ve hareketler, 20.yy’ın başında İstanbul işçilerinin belirli bir ekonomik sınıf bilincine sahip olmaya başladıklarını göstermektedir. Ancak, 1914’te başlayan I. Dünya Savaşı sırasında, bu hareketlenme ve bilinç yükselişi tümüyle sekteye uğramış görülmektedir.

Savaş sırasında ve hemen sonrasında İstanbul’un işçi kesimlerinde gözlenen en önemli değişiklik kadın ve çocuk işçilerin sayısındaki büyük artıştır. Savaş bittiğinde, İstanbul’da kadın ve çocuk işçi oranının yüzde 50’yi aştığı; dokumacılık, iplik bükme, tütün vb işkollarındaki kimi işyerlerinde yüzde 70’i bulduğu bilinir. Yine savaşın etkisiyle, kimi işyerleri kapanmış, kimi işçiler savaş meydanlarında kalmış ve 1920’lerde İstanbul’daki işçi sayısında bir gerileme görülmüştür. İş koşulları yine her zamanki gibi kötüdür. En iyi durumdaki İmalat-ı Harbiye işçilerinin işgünü, yemek molası hariç 9-10 saat, dokuma işçilerininki 12-14 saat, tütün işletmede, örneğin Cibali fabrikasında bazen 14-16 saattir.

Savaşın hemen sonrasında, mütareke ve işgal yıllarında, İstanbul’un yoksu, yorgun, başta verem olmak üzere çeşitli hastalıkla boğuşan işçileri, durumlarına başkaldırmayı bir kez daha denemişlerdir; 1919-1923 arası, İstanbul’da işçi hareketinin yeniden yükseldiği bir dönem olmuştur. Bu yıllarda, özellikle bazı işçi kesimleri daha mücadeleci ve örgütlü olmalarıyla öne çıkarlar. Bunların başında o sıralarda İstanbul’da sayıları 3.000 olan tramvay işçileri, sadece İstanbul’da8.000’den fazla oldukları ileri sürülen demir yolu işçileri, Haliç Vapur Şirketi, Şirketi-i Hayriye vb deniz ulaşımı işçileri (3.000 kadar), mürettipler, terziler, Cibali Tütün Fabrikası işçileri, Zeytinburnu Fabrikaları, Kazlıçeşme Debbağhanesi işçileri gelir. Bu öncü işçiler kesimi, 19.yy’ın sonlarından beri çeşitli eylemlere katılmış, bekar uşağı amele olmaktan çıkmış, hatta iki kuşak işçilik gibi Türkiye işçi sınıfı içinde günümüzde bile pek yaygın olmayan köklü işçilik geleneğine girmiş işçilerden oluşmaktadır. Bu kesimdeki işçilerin daha çok zanaatkarlıktan, ustalıktan geldikleri; buna karşılık nicel önemlerini koruyan hamalların, yükleme boşaltma işçilerinin, inşaatlarda ve diğer her çeşit işte çalışan niteliksiz işçilerin, eski bekar uşaklarını andıran biçimde kente iş aramaya gelenler arasından çıktıkları söylenebilir. 20.yy’ın başlarında hatta Cumhuriyet’ten sonra bile, "amele" ve "işçi" sözcükleri, işçi sınıfı içindeki iki farklı katmanı belirtmek için, bilinçli bir seçmeyle değil, ama gözlemlerin yarattığı bir alışkanlıkla uzun süreler kullanılmıştır.

                                                   Cumhuriyet’ten 1950’lere İstanbul İşçileri

Karikatür Hasan Seçkin

 kdCumhuriyetin kuruluşundan 1950’lere kadar geçen süre içinde, İstanbul’un sınıfsal toplumsal yapısındaki değişikliklerden en az etkilenen kesimlerden birinin işçi kesimi olduğunu söylemek olanaklıdır. İşçilerin iş ve yaşam koşullarında bütün bu dönem boyunca ciddi bir düzelme olmamıştır. 1929-1933 dünya ekonomik bunalımının Türkiye’ye yansımasının etkilerini en fazla İstanbul işçi kesimi yaşamış, ekonomik koşullarının ve yaşam düzeyinin daha da gerilediğini görmüştür. II. Dünya Savaşı yıllarında yaşanan zorlukların ağırlıklı bölümünü yine işçiler yüklenmiş; bir yandan zaten her zaman çok uzun olan işgünleri savaş gerekçesiyle daha da uzatılmış, öte yandan reel ücretlerde ciddi düşmeler olmuştur. Eldeki yetersiz ve durumu olduğunda iyi göstermek için zorlanmış resmi istatistik verilere göre yapılan hesaplar bile, 1938-1943 arasında İstanbul’da nominal ücretlerin yüzde 114 artmasına karşılık, geçim endeksinin yüzde 247 yükseldiğini, yani reel ücretlerde yüzde 60 civarında bir düşme olduğunu ortaya koymaktadır. 1950’lere kadar kadın ve çocuk işçilerin erkek işçilerden tekstilde 2-4 kat daha az ücret aldıkları; tütün fabrikalarında erkek işçilerin ücretleri 400-450 kuruş arasındayken, kadınlarınkinin 225 kuruş olduğu bilinir. Ücretlerin bir bölümünün aynı ayni; yani çoğunlukla çalışılan işyerinde üretilen malla ödenmesi, işçiler açısından geçimi büsbütün güçleştiren bir durumdu.1950’lerden sonra İstanbul’da hızla gelişen, 1965 sonrasında ise ana istihdam dallarından birini meydana getiren imalat sanayiinde giderek daha çok işçi çalışmaya başlamış, işçi sınıfının bu nicel gelişmesi Türkiye’nin 1960 sonrası toplumsal, siyasal değişme ve hareketlenmesiyle birleşince, bu hareketliliğin ve gelişmenin merkezi olan İstanbul’da işçi sınıfının gerek yaşam koşulları, gerek toplum içindeki yeri, gerekse bilinç ve örgütlülük düzeyinde önemli yükseliş görülmüştür.

1950’lerden 1980’lere İstanbul İşçileri

1950 sonrasında, nüfusun çoğunluğunu işçilerin oluşturduğu gecekondu mahalleleri hızlı artmış ve yaygınlaşmıştır. Önce Zeytinburnu-Kazlıçeşme bölgesinde başlayan, sonra Haliç sırtlarına ve adlarının sonu "tepe" ile bitmesinden de anlaşılacağı gibi, İstanbul’un çeşitli tepelerine kurulan (Gültepe, Kuştepe, Çeliktepe, Fikirtepe vb.) gecekondu mahalleleri sanayileşmeye, İstanbul’a göçe, işçileşmeye bağlı olarak yaygınlaşmıştır. 40 yıl içinde yüzlerce gecekondu mahallesi, sanayi bölgelerinin çevresinde yüzlerce işçi semti oluşmuştur.  Bazı gecekondu mahalleleri ve işçi semtleri 1965-1980 arasındaki yoğun siyasal hareketlilik ve solun yükselişi döneminde, kendi tarihlerini, sınıfsal yaşam biçimlerini, buna uygun siyasal eylemleri yaratmışlar ve İstanbul’da ilk kez, işçi sınıfının kimi yaşam ve düşünce biçiminin özelliklerinin yansıdığı işçi mahalleleri görülmüştür. 1965-1980 döneminin fabrikalardaki işçi direnişleri, grevleri, işçi eylemleri bu mahallelere taşmış; fabrikalarla mahalleler bütünleşmiş; sol çevrelerin, özellikle gençliğin öncülüğünde işçi semt ve mahallelerinde kültür dernekleri, sosyalist parti veya grupların lokalleri açılmış, çalışma grupları kurumlu, kadınlar arasında çalışmalara hız verilmiş; 1976 sonrasının çatışmalı siyasal ortamında, bazı gecekondu ve işçi mahallelerinde "kurtarılmış bölgeler" adıyla da anılan, dış müdahale ve saldırılara karşı mahallenin kendini korumasını amaçlayan yapılar doğmuştur.

İstanbul işçileri açısından 1960-1980 arası, reel ücretlerde artışlar gözlendiği ve işçi sınıfının öne çıktığı dönemdir. Hala çok geri koşullarda çalışan işyerleri olmakla birlikte, bir yandan yeni grev ve sendika yasalarının getirdiği haklar, öte yandan, o dönemlerin yaygın bir türküsündeki "işçiden işçiden esiyor yel" sözlerinde anlatını bulan, siyasal ibrenin emekten ve soldan yana dönmüş olması; DİSK’in ve ister DİSK bünyesi içinde, isterse dışında kalsın birçok sendikanın, sınıf sendikacılığını savunan ve izlemeye çalışan sendikal örgütlenme modeli ve eylemini benimsemesi ve yaygınlaştırması işçi hareketinin merkezi durumundaki İstanbul’da işçi kesimini toplumsal ve siyasal olarak öne çıkarmıştır.

1980’e kadar süren bu dönemde İstanbul’da, işyerleri ve işkolları arasında 1960’lara kadar çok hızlı olan işgücü akışkanlığının düşme eğilimi gösterdiği, yani İstanbul işçilerinin önemli kesimlerinde, işçiliğin geçici bir uğraş olmaktan çıkıp bir meslek ve sınıfsal konun olduğu; işçilerin siyasal ve sınıfsal bilinç düzeylerinin yükseldiği; kırsal kökenleriyle bağlarının kopma sürecinin hızlandığı; bazı işkolu ve işyerlerinde birkaç kuşak işçiliğinin yerleştiği söylenebilir. Yine bu dönem ücret ve sosyal haklarda ciddi yükselmenin olduğu bir dönemdir.

1980 Sonrasında İstanbul İşçileri

Bu dönem 1980 askeri müdahalesinden sonra ve onu izleyen baskı ve yasaklama döneminden sonra değişecek ve bir anlamda tersine dönecektir. 1980 sonrasında İstanbul işçi sınıfı bünyesinde yaşanan en önemli değişiklik, 1980 öncesi işçi kadrolarının büyük ölçüde değişmesi, altüst olmasıdır. Elde bu konuda yapılmış bir araştırma olmamakla birlikte, birkaç önemli işyerinin işçi akışkanlığının incelenmesi 1980 öncesindeki işçilerin yüzde 50’ye vardığı tahmin edilen bir oranın eski işlerinde, beklide artık işçilikte olmadıklarını ya da İstanbul dışına çıktıklarını göstermektedir. 10 yıl içinde işten çıkarma, işten ayrılmaya mecbur bırakma, küçük ama öncü bir azınlık için tutuklama vb zorbalıklar, işyerinin kapanması, kıdem tazminatları ödenerek eski işçilerle bağların kesilmesi gibi yollarla, 1980 öncesinin sendikal ve siyasal eylemde deneyimli işçilerinin önemli bölümü işyerlerinin dışına çıkarılmıştır. Yerlerine, 1980’den sonra olağanüstü hızlanan iş göçle gelen ve büyük bir işsizler ordusu oluşturan kırsal kökenli kesimden işçi alınmış, böylece 1960-1980 döneminde işyerlerinde gözlenen iş akışkanlığının azalması eğiliminin yerini tersine bir eğilim almıştır. Yeni gelenler çoğunlukla niteliksiz işçi olduklarından büyük bölümüyle mevsimlik işçilere, inşaat işçilerine, taşımacılık vb sektörlere kaymışlar ve Osmanlı döneminin bekar uşaklarını andıran bir kesim oluşturmuşlardır. İşçi mahallelerindeki yaşam da hızla değişmiş, işçi hareketinin gerilemesine ve 1980 sonrası dönemin siyasal ortamına bağlı olarak gecekondu mahalleleri ve işçi semtlerinde bu defa radikal sağ ve dinci güçler ağırlık kazanıp mahalleler üzerinde denetim kurmuşlar, 1980 öncesinin kişi, fikir ve eylemlerinin dağıtılıp unutturulmasına önem vermişlerdir. Ayrıca işçilerin ekonomik durumları, işkolları ve asıl sendikal haklarında çok ciddi bir gerileme olmuş; arada 10 yılda, bir önceki İstanbul işçi kuşağından oldukça kopuk bir işçi kuşağı ortaya çıkmıştır. 1993’ün son aylarında İstanbul’da 25 ve daha fazla işçi çalıştıran imalat sanayi işçilerinde bütünü temsil edecek bir örgütlenme seçilmiş 1100 işçi üzerinde yapılan bu araştırmanın sonuçlarına göre; 1980 sonrası İstanbul’a gelen işçilerden yüzde 42,4’ü kente tek başlarına çalışmak üzere gelmişler, diğerleri ise aileleriyle birlikte göç etmişlerdir. Bütün işçiler arasında, aslen İstanbullu olanlar yüzde 14 civarındadır. Anket uygulanan gruptan elde edilen verilere göre, 30 yaşından genç olanlar tüm işçiler arasında yüzde 63’lük bir ağırlık oluşturmaktadırlar. İşçilerin yüzde 2,8’i hiç eğitim görmemiş, yüzde 56’sının ilkokul mezunu, yüzde 22,4’ünün ortaokul, yüzde 17,5’inin lise, yüzde 1,4’lük bir kesiminde yüksek okul mezunu olduğu anlaşılıyor.Yine aynı araştırmanın verilerine göre, 1990’lar İstanbul’unda imalat sanayi işçilerinin yüzde 12,3’ü sigortasızdır. Yüzde 74,4’ünün çalıştığı işyerinde sendika yoktur. İmalat sanayiinde çalışan işçilerin sadece yüzde 22,5’i sendikalıdır. Bu işçilerin yüzde 11,2’si çalışma yaşamlarında herhangi bir greve katılmış, yüzde 88,5’i hiç grev yaşamamıştır. Bu bulgular 90 dönemi işçi sınıfının 1980 öncesinden ne kadar farklı olduğunu göstermektedir.

Bu tarihsel sürecin değerlendirelmesinin ardından Demiryolu Hamallarını hakkında toplayabildiğimiz belge bilgileri aktaralım.

 

DEMİRYOLU HAMALLARI(taşıyıcıları)

 kdTCDD İŞYERLERİNDE KENDİ NAM VE HESABINA ÇALIŞAN HAMALLAR YÖNERGESİ’nde Hamal "TCDD’nin gar ve istasyonlarında yolcu ve taşıtıcıların eşyalarını ücreti karşılığı kendi nam ve hesabına ve bu yönergede belirtilen şartlara göre taşıyan ve TCDD personeli olmayan kişileri," ifade eder şeklinde tanımlanmıştır.

Ülkemizde ve dünyada demiryolunda yolcu taşınmasının başlaması ile birlikte yolcu beraberindeki bagaj eşyalarının trene ve trenden gar önüne veya yakın semtlere sırtta veya elarabası ile taşıyanlara demiryolu hamalı olarak adlandırılmakta idiler.

TCDD teşkilatında Cumhuriyetin ilk yıllarında Sirkeci, Haydarpaşa, Eskişehir, Ankara, Alsancak, Basmahane, Malatya, Adana ve Diyarbakır da hamallar görev yapmakta idiler.

Ancak 2000 li yıllara gelindiğinde yalnızca Ankara ve Haydarpaşa garda hamallık mesleği sürmektedir.

İstanbul’da işçilik tarihini aktardığımız başlangıç bölümünde İstanbul’da Osmanlı döneminde işçilerin ve hamalların "Gedik" adlı bir örgütlenme biçimi yada çalışma imtiyazı 1959 yılında İstanbul Belediyesinin yayımlamış olduğu Yükçüler tarifesi ile ücret tarifeleri, çalışma bölgeleri "bölük" ler şeklinde belirlenmiştir.

İstanbul Belediyesinin Yükçüler Tarifesinde TCDD garlarını içine alan şu bölükler mevcut idi;

· Sirkeci araba vapuru bölüğü: 1.mıntıka Sirkeci Şimendiferi, Eminönü(Tramvay hattı çevresi)Hamidiye Caddesi. 2.mıntıka Sirkeci Şimendiferi çevresi,meydancık, Çiçek pazarı,Mısır Çarşısı,Valde hanı,Aşirefendi Caddesi.

· Tütün Gümrüğü Bölüğü: 3.mıntıka Balkapanı hanı Hasırcılar, Telefon Sokağı, Meydancık, Sirkeci ve Şimendifer, hal, Şekerciler ve Çarşıkapı.

· Valde Hanı Bölüğü: 3.mıntıka Yağ iskelesi, yeni hal, Çarşıkapı, Meydancık, İpçiler, Sirkeci Şimendşiferi ve Beyazıta kadar

· Artkapı iskelesi bölüğü: 3.mıntıka Telefon Sokak, Çiçek pazarı, Şekerciler, Meydancık, Balkapan hanı, Unkapanı, Tekirdağ iskelesi, Sirkeci ve Şimendifer.

· Yağ İskelesi Bölüğü: 3.mıntıka Telefon sokak, Çiçek pazarı, Şekerciler, Meydancık, Balkapanı hanı, Unkapanı, Tekirdağ iskelesi, Sirkeci ve Şimendifer.

· Hasır İskelesi Bölüğü: 3.mıntıka Balkapanı hanı, Hasırcılar, Telefon Sokak, Şekerciler, Meydancık, Hal, Çarşıkapı, Beyazıt, Sirkeci ve şimendifer

· Şekerciler Bölüğü: 3.mıntıka Hal, Yağ İskelesi, Tütün gümrüğü, Hasır İskelesi,Soğan İskelesi, Valde Han, Sirkeci ŞLimendifer, İstasyon ile mahdut sahalar.

· Asmaltı Bölüğü: 3.mıntıka Yeni hal, Sirkeci araba vapuru, şimendifer, Çarşıkapı, Meydancık ile mahdut sahalar.

· İpçiler Bölüğü: 3.mıntıka Odunkapı, Tekirdağı, Sirkeci, Şimendifer, Meydancık, Çarşıkapı.

· Meydancık Bölüğü: 3.mıntıka Asmaltı, İpçiler, Gazcılar Sokağı, Yeni hal, Yağ iskelesi, Hasır İskelesi, Yemiş, Tütüm gümrük, Şimendifer, Çakmakçılar, Çarşı kapı ile mahdut alanlar.

· Çarşıkapı Bölüğü: 3.mıntıka Yeşildirek polis karakolu, Çarşıkapı, İskender boğazı, Ketencikler Sokağı, Şimendifer ve Sirkeci,Valide Hanı ile sahilden hale kadar olan saha dahil.

· Gazcılar Bölüğü: 3.mıntıka Meydancık, Çarşıkapı, Yağ iskelesi, Hal, Şimendifer,ve araba vapuru iskelesinde mahdut olan saha.

· Çiçek pazarı Bölüğü: 3.mıntıka Şimendifer ve Araba vapuru iskelesi, Sirkeci ile mahdut olan saha.

· Kumkapı Bölüğü: 1.mıntıka Şimendifer istasyonundan 100 metreye kadar 2.mıntıka Şimendifer istasyonundan 101-500 metreye kadar 3.mıntıka Şimendifer istasyonundan 500-1000 metreye kadar

· Haydarpaşa Gar Bölüğü: Mıntıkaları olmayıp trenden vapurlara yolcu eşyası taşır.

· Kadıköy Bölüğü: 3.Mıntıka Mühürdar Caddesi, Altıyol ağzı,Çınar Sokak, Moda, Cevizlik, Yel değirmeni, Haydarpaşa gar

· Erenköy Bölüğü: 1.mıntıka istasyonundan 100 metreye kadar 2.mıntıka istasyonundan 101-500 metreye kadar 3.mıntıka istasyonundan 500-1000 metreye kadar

 kdBu Bölük ve mıntıka belirlemesinde şu kıstas dikkate alınmıştır. Her Bölüğün Rmpa ve 1. 2. ve 3. olmak üzere 3 mıntıkası vardır. Rampa eşyanın kara veya deniz aracından en fazla 5 metre mesafeye taşınacağını belirtir. 1 mıntıka 5 ila 100 metre arasıdır, 2. mıntıka 101 ila 500 metre arasıdır. 3.mıntıka 501 ila 1000 metre arasıdır. Birinci mıntıka Bölüğün piyasası sayılıp diğer bölükler buradan iş alamazlar. Bir bölüğün 2. ve 3. mıntıkaları diğer komşu bölüğün mıntıkalarına tecavüz etmiyorsa bu mıntıkalarda mezkur bölüğün piyasası sayılır. Hiçbir bölüğün mıntıkasına girmeyen mahaldeki taşımalarda nakliye hangi bölüğün mıntıkasına yapılıyorsa nakliyeyi o bölük yapar. Nakliye esnasında bir çok bölüğün mıntıkasından geçiliyorsa 1. mıntıkalarına yani piyasasına taşıma yapılacak bölük eşyayı taşır. Hiçbir bölüğün mıntıkasına taşınmıyorsa hangi bölüğe yakınsa o bölük taşır. İsmi geçen yükün tahmil ve tahliyesi özel bir mesleki ihtisasa dayanıyorsa ihtisas sahibi olan bölük yükü taşır.

Gece çalışması gerekli olan yer ve işlerde yükçülerin muvafakatı ile kışın 19.00 dan yazın 20.00 dan sonrası gece çalışması kabul edilir, gündüz çalışmayıp gece çalışan ve gece postası olarak adlandırılan hamallara(yükçülere) yaptırılır tarife ücreti %50 zamlı talep olunabilir. (Bu zamdan yararlanabilecek bölükler arasında Haydarpaşa Gar bölüğü de sayılmıştır. Trenden Vapura ve karşıya yapılan taşımalarda yükün ve yükçünün(hamalın) Gidiş Dönüş vapur bilet ücreti yolcu tarafından karşılanır.

 

Ankara gar ve hamallar

Ankara Garın Cumhuriyet döneminde yeniden inşasını ve hamallarını Feridun Büyükyıldız’ın anlatımı ile sunalım.

Buharlı lokomotifleri, modern trenleri yıllarca taşıyacak olan tren yolu Ankara’ya 1892 yılında gelmiştir. 1892 yılında küçük bir istasyonla başlayan Ankara Garının öyküsü ilginçliklerle doludur.

Ankara Garı, Cumhuriyet döneminin izlerini en çok taşıyan mekânlarındandır. Demiryollarına ait çay salonundan çay içecek olursanız, hala yerli yerinde duran TCDD amblemlerini ince belli bardaklarda görme şansınız olacaktır. Otobüs terminalinin aksine sakinlik ve huzur hakimdir gara. Geniş yolcu peronlarında çok fazla koşuşturan yoktur. Otobüslere göre rengârenk seçenekler yoktur. Bir sürü firmanın çeşit çeşit tabelaları gözünüzü rahatsız etmez. Gar, zarif topukluların pırıl pırıl mermer zeminde bırakacağı seslerin en uzak noktadan dahi duyulabileceği kadar sessizdir. Saati geldiğinde acele etmeden kalkan trenler, zaman zaman sessizliği bozsa da garın vazgeçilmez, seyredilesi tablolarıdır.

Trenin ve tren yolcularının hikayesi diğerlerinden farklıdır. Kısa mesafede tren yolculuğunu tercih edenler, örneğin Ankara-İstanbul, Ankara-İzmir yolcuları biraz rahatlarına düşkün, biraz kendine zaman ayıran, hayatı bitirmek için çok acelesi olmayan insanlardır. Akşam mum ışığında yemekli vagonun keyfini çıkarırlar. Daha bir ehl-i keyf ise Fatih Ekspres’in yataklı vagonlarından yer alır, yemeğini yer, içkisini yudumlar, yataklı vagonun penceresinden yıldızları seyrederek, güneşin başka bir şehirde doğacağı sabahı beklerler.

Bir de Ankara’dan transit geçen Doğu Ekspresi vardır. İzmir Basmane garına kadar gider. Doğu Ekspresine binmişseniz şayet, Anadolu’nun uykulu gözlerle sizi süzen  kavruk tenli, sekiz köşe kasketli yaşlıları ve ayaklarının altında, ayaklarından bağlı tavuklarıyla karşılaşırsınız. Bidonlarında turşularını ihmal etmezler. Ancak bu farklı yolculuğu yaşamak için üçüncü mevki bilet almanız gerekir. Birinci ve ikinci mevkilerde bu manzaraları görmeniz mümkün değildir. Üçüncü mevkide seyahatin güzelliği, kompartımanlar halinde, karşılıklı koltuklarda, altı değişik Anadolu insanıyla seyahat ediyor olmanızdır. Üçüncü mevki her zaman en ön kısımda ve lokomotif gürültüsüne en yakın olan vagondur. Ancak bunun da bir güzelliği vardır. Raylardan gelen güçlü metal sesini iyi dinlediğinizde yakalayacağınız ritm, size en güzel caz konserini aratmaz. Rayların aralıkları bazen ritmi arttırır, bazen araya giren ek yerleri müziği hızlandırır yada yavaşlatır. Tam bir caz festivalidir. Yanınızdaki ya da karşınızdakinin sohbetinden sıkıldıysanız, kendinizi bu festivale  bırakın yeter. Bir de karşınıza gülmeyi seven bir ihtiyar oturduysa deymemeli keyfinize.

Otobüs terminallerine peronları bulamama telaşlı hep vardır ve her zaman geç gidilir. Garda ise durum tamamen farklıdır. Peronu bulamama sorununuz yoktur. Tren bazen gecikmelide olsa önünüze gelecektir. Uzun uzun vedalaşma şansınız olacaktır. Çok kalabalık değildir, bağırarak konuşmanız gerekmez. Yerler her zaman temizdir. Treni kaçırmak gibi bir şanssızlığınız hiç olmaz, her zaman bir düdükle size kalkış saati hatırlatılır. Düdük çalan amca her zaman kır saçlı ve göbeklidir. Kalkışta sizi yolcu eden olmasa dahi camdan dışarıyı seyredersiniz,  tanımadığınız insanlara el sallayabilirsiniz. Uğradığınız istasyonlar genellikle tarihi yapılardır ve hayran hayran onları izler, ismini iyice öğrenmeye çalışırsınız. Sabahları ise güneş bütün trenlerin yanından doğar ve uzun uzun sizinle seyahat eder, seyredersiniz.    

Ankara Garı’nın daha inşaatında başlayan tesadüfler 1939 yılı gazetelerinde sıkça yer almıştır. Bunlardan birisi ise Gar inşası sırasında bulunan petroldür.  Ulus gazetesinde yer alan haber şu ilginç ifadelere yer verilmiştir.

"Ankara’da İstasyon civarında Devlet demir yolları Umum Müdürlüğü için inşa olunacak yeni binanın temelleri kazılırken ham petrole tesadüf edilmiş ve bu keşif Maden Tetkik ve Arama Enstitüsüne haber verilmiştir. Enstitünün gönderdiği profesörler burada tetkikler yaparak çıkarılan ıslak toprağı muayene ettikten sonra bunun filhakika ham petrol olduğu anlaşılmış ve sondaja başlanılmıştır." (Ulus Gazetesi, 19 Nisan 1939)  Sondajın durumu ve ciddi bir rezervin olup olmadığına dair MTA arşivlerinde de bir bilgi bulunmakla birlikte, Ankara’nın ham petrolüne dair bu gazete kupüründen başka bir bilgi yoktur.

1952 yılına gelindiğinde Ankara Garı Cumhuriyetin artık oturmuş yapısı içinde işleyen bir kurum olarak göze çarpar. Yeni binalar görkemli ve ülkenin güçlülüğünün birer simgesi olması amacıyla inşa edilmiş yapılardır. Tren seferlerinin sıklaştığı ve halkın rağbet ettiği bu ulaşım aracı başka sektörlerinde doğmasına neden olmuştur. Yolcuların paketlerini, yüklerini taşıyan hamallar da yeni sektörün temsilcileridirler. Ankara Garı hamalları kurdukları dernekle taşıma fiyatlarını birlikte belirler, garın nizam ve intizamını bozacak bir durumun doğmasını engellemeye çalışırlar; belli tarifeler ve birlikte diktirdikleri tek tip elbiselerle Ankaralı yolculara hizmet ederlerdi.

 kd

(Hamallar Derneği törenle giydikleri tek tip elbiseleriyle … 1952)

Ankara Gar’ından Eski Meclise uzanan ağaçlıklı ve geniş cadde ise Ankara’ya gelen yabancı heyetlerin takip ettiği protokol kd yolu olarak Herman Jansen tarafından tasarlanmış ona göre düzenlenmişti. Henüz gençlik parkının bulunmadığı iki tarafının boş olduğu dönemlerde Birinci Meclise uzanan bu geniş ve ağaçlıklı yol misafirleri Ankara Palas’a kadar götürür, orada misafir edilen heyetler genç Cumhuriyetin yetenekli ve idealist yöneticileri ile görüşme fırsatı bulurlardı. Bayramlarda resmigeçitler eski meclis önünden Gara kadar uzanırdı. Protokol yolunun başlangıcı ve Ankara’ya ilk adımın atıldığı yer olan Gar’da, Ankara Palas’ a  göre daha az resmi eğlenceleri ile nezih müşterilerine hizmet eden Gar gazinosu, dönemin en önemli eğlence yerlerindendi. Şu anda park olarak hizmet veren bir zamanların Gar Gazinosu bahçesi ise yazlık oturma mekânlarından idi.                                                                     

Zamanın deyimiyle ecnebi sanatçıların da sıkça program yaptıkları Gar Gazinosu, Ankara’nın eğlence hayatındaki yerini 60’lı yıllara kadar korumuştur. Cumhuriyetin genç başkentine işleri gereği gelen çoğunluğu mimar ve mühendis olan yabancıların mekânı olduğu gibi, Ankara’nın yazarlarının, gazetecilerinin uğrak yeri olmuştur. Almancanın Fransızcanın sıkça konuşulduğu şehir kültürünün yaşanmaya başladığı ilk mekânlardandır. Gar Gazinosu birçok ünlü sanatçının sahneye çıktığı, ailece gidilip akşam yemeklerinin yendiği, önemli eğlence yerlerindendi.

Yolculuk için olmasa da çay içmek için Ankara Garına gittiğinizde her köşesine sinmiş bir sürü anıyı görmeniz mümkündür. Yakınında bulunan açık hava lokomotif müzesi, Demir yolları müzesi, bordo papyonları, kırmızı halı kaplı çay salonu ve size TCDD yazılı ince belli bardakları ile hizmet vermeye hazır, en az kalkış düdüğü çalan kır saçlı tonton amca kadar sevimli garsonlarıyla bir gün mutlaka çay içmeye uğrayınız.

Çayınızı yudumladıktan sonra Atatürk’ün yurt gezilerinde kullandığı "Beyaz Vagon" u ziyaret etmeyi unutmayınız. Paşa’nın Ziraat mektebinden sonra konut olarak kullandığı Ankara’daki ilk yıllarını geçirdiği "Direksiyon Binası" Atatürk Müzesi ise sizi alıp Fikriye Hanım’a, Latife Hanımla yaşanan aşklara kadar götürecektir.

Bu günün Ankara gar hamalları

Bu günkü tarih (26.03.2008) itibarı ile Ankara Gar’da kendi nam ve hesabına çalışan 10 hamal var. Bunların bir kısmı sabah Ankara Gar’a gelen trenleri karşılarken bir kısmı akşam Ankara Gardan giden trenleri bir nevi uğurluyorlar.

Ankara gar hamallarından ikisi ile sohbet etme imkânımız oldu. Biri yaş itibarı ile daha genç ve mesleğin ilk yılları onun için. Diğeri ise 60 lı yaşlarda olup mesleğin yoruculuğunu yüzündeki hatlara yansımış.

 kd

Hamal Hakan KÖMÜRCÜ Amasya’lı olduğunu bu işe girmeden önce Ankara Garda taşeron firmanın temizlik işlerinde çalıştığını, Gar Müdürü refarns olması üzerine garda hamallık işine başladığını ifade etti. Turist gruplarında turların grup başları tarafından valizlerini öğrenip kargaşa olmadan taşıdıklarını, turistlerin yerleştirildiklerini, ücretini grup başlarından aldıklarını belirtti. Aslında tarifeye göre çalıştıklarını ancak yataklı tren yolcusunun beklendiği gibi daha fazla bahşiş verdiğini söyledi. Bazı günler hiç iş çıkmadığını bu nedenle de ikinci bir işte çalışarak ekmek parasını çıkardığını utana sıkıla sohbetin arasına sıkıştırdı. Bu işten para kazanmanın yanında yaşlı yolculara hizmet etmenin kendisini mutlu ettiğini,hangi iş olursa olsun yapılan işin sevilmesi gerektiğini söyledi.

 kdSivas Divriği’den Rıza IŞIK, 65 yıllık ömrü geride bıraktığını, 6 kız 1 erkek 7 çocuk sahibi olduğunu, şu anda eşi ve 1 kızı ile Mamak’ta oturduğunu, Çimento fabrikasından emekli olduğunu, geçimine emekli maaşı yetmediği için bir ara temizlik taşeron firmada çalıştığını işten çıkartılınca da, 10 yıl önce bu işe başladığını ifade etti.

 

O da yolcuların bazen az olmasından şikayetçi bugün 26.03.2008 tarihinde 6- 7 trene çıkmasına rağmen sadece 2 YTL aldığını söyledi. El arabaları var bu arabalar Gar tarafından kendilerine tahsisli. Normal zamanlarda hava durumuna göre ya dışarıda duruyorlar yada bekleme salonunda. Bayram ve tatillerde yolcu sayısının artmasıyla işleri de artıyormuş. Geçim sıkıntısından dolayı gücü olduğu sürece Ankara garda hamallık yapacakmış.

 

Haydarpaşa Garda Hamal Hasan İLGÜN

 kdYitip giden meslekler arasında bulunan Tren Garı hamal mesleği üzerine sohbet etmek üzere Haydarpaşa garın 3 adet hamalından Hasan İLGÜN ile Haydarpaşa gar iskelesi çay bahçesinde sohbet ettik.

Hamal Hasan İLGÜN, 78 yaşında olduğunu, amcasının Haydarpaşa gar inşaatının temelinde çalıştığını, seferberlik ilan edilmesine rağmen babasının demiryolunda çalışması nedeni ile askere alınmadığını sohbetin ilk dakikalarında bir çırpıda söyleyiverdi.

Aslında Hamal Hasan İLGÜN konuşup konuşmamakta kararsızdı. Zor ikna edildi bu sohbet için. kd 1947 yılında İstanbul’a geldiğini 1951-53 yılları arasında askerlik yaptığını ve dönüşte Haydarpaşa garda hamallığa başladığını, o gün 35 hamalın vardiyalı olarak çalıştığını, 1953 yılından bu yana bu mesleğe giren çıkan çok kişi olduğunu, Menderesin iktidarda olduğu dönemlerde kadroya geçmek için uğraş verdiklerini ancak başarılı olamadıklarını ifade etti.

Bingöl Yaylıdereli olduğunu aynı memleketten ve soyadından birçok yakınının Demiryollarında çalıştığını ve emekli olduklarını, Bedri İLGÜN’ün hala Tren Şefi unvanı ile Haydarpaşa garda görev yapmakta olduğunu belirtti. Para kazanma işine gelince o da en fazla işin yataklı trenden çıktığını, bir dönemler Türkiye gazetesinin bağışladığı tekerlekli bagaj arabalarının (ücretsiz kullanılan), valizlere tekerlek takılmasının ve karayolu araç(otomobil) sayısının artmasının müşteri sayısının azalmasında en büyük etken olduğunu ilk yıllarda Heybeliada’ ya bile yük taşıdığını söyledi.

 kd

Sohbetin esnasında içilen çayların parasını da ödememize müsaade etmedi Haydarpaşa’nın en eski çalışanı Hamal Hasan İLGÜN.

 kd

Haydarpaşa yükçü birliğinin İstanbul Belediye reisliğinin 29.01.1962 tarih 966 sayılı yazısı ile 54 adet hamalın kadrosu ile birlikte DDY1.İşletme Müdürlüğüne devredilmesi hakkındaki yazı ve ekindeki isim listesi incelendiğinde hamal Hasan İLGÜN’ün ismi bulunmamaktadır. Zaten hamal Hasan İLGÜN’de zaten hiç kadroya geçemediğini beyan etmişti. Ancak isim Listesi incelendiğinde bu gün hala Haydarpaşa’da demiryollarında çalışan personelin soy isimleri ile benzerlik Bingöl Yaylıdere bağlantısını güçlendirmektedir.

resim

TCDD de Adana Garında Hamal Orhan Kemal

(15.09.1914 – 02.06.1970)

  kdÖyküleri; Ekmek Kavgası, 1949; Sarhoşlar, 1951; Çamaşırcının kızı, 1952; 72.Koğuş, 1954; Grev, 1954; Arka Sokak, 1956; Kardeş Payı, 1957; Babil Kulesi, 1957; Dünyada Harp Vardı, 1963; Mahalle Kavgası, 1963; İşsiz, 1966; Önce Ekmek, 1968; Küçükler ve Büyükler, (ö.s.), 1971. Ayrıca öykülerinden yapılan derlemeler Bilgi Yayınevi’nce dört cilt olarak yayınlandı: I. Yağmur Yüklü Bulutlar, 1974; II. Kırmızı Küpeler, 1974; III. Oyuncu Kadın, 1975; IV. Serseri Milyoner/İki Damla Gözyaşı, 1976. Arslan Tomson, (ö.s.), 1976; İnci’nin Maceraları, (ö.s.), 1979. Romanları; Baba Evi, 1949; Avare Yıllar, 1950; Murtaza, 1952; Cemile, 1952; Bereketli Topraklar Üzerinde, 1954; Suçlu, 1957; Devlet kuşu, 1958; Vukuat Var, 1958; Gavurun kızı, 1959; Küçücük, 1960; Dünya Evi, 1960; El Kızı, 1960; Hanımın Çiftliği, 1961; Eskici ve Oğulları, 1962 ( Eskici Dükkanı adıyla 1970); Gurbet Kuşları, 1962; Sokakların Çocuğu, 1963; Kanlı Topraklar, 1963; Bir Filiz Vardı, 1965; Müfettişler Müfettişi, 1966; Yalancı Dünya, 1966; Evlerden Biri, 1966; Arkadaş Islıkları, 1968; Sokaklardan Bir Kız, 1968; Üç Kağıtçı, 1969; Kötü Yol, 1969; Kaçak, (ö.s.) 1970; Tersine Dünya, (ö.s.) 1986. ve de oyunları; İspinozlar, 1965; 72. Koğuş, 1967. Anı: Nazım Hikmet’le Üç buçuk Yıl, 1965. İnceleme: Senaryo Tekniği ve Senaryoculuğumuzla İlgili Notlar, 1963. Röportaj: İstanbul’dan Çizgiler, (ö.s.) 1971. ile Türk edebiyatında özgün bir yeri olan Orhan Kemal, toplumsal yaşamımızın değişim dönemlerini gerçekçi bir biçimde yapıtlarında dile getirmiştir.

Aydınlık gerçekçi bakışıyla insan-toplum ilişkilerini ustalıkla yansıtmıştır. Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü olan Orhan Kemal, 15 Eylül 1914’te Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğdu. Babası, 1920-1923 döneminde birinci B.M.M.’de milletvekilliği, 3 Mayıs 1920’de Vekiller Heyeti’nde Adliye Bakanlığı yapan ve 26 Eylül 1930’da Adana’da Ahali Cumhuriyet Fırkası’nı kuran Abdülkadir Kemali Bey’dir. Orhan Kemal’in o günlere ait izlenimleri Baba Evi’nde söyle yer alır: "Ama ben babamı asıl ‘fırka’ mücadelelerinde tanıdım. Yine böyle günlerdi… Nutuk söyleyenleri niçin alkışladıklarını çok defa bilmeyen sokaklar dolusu insanın kinle, küfür şimşekleriyle yüklü kalabalığı. Kalabalık, kalabalık, hep kalabalık. Aynı parkelere basan iskarpinli, çarıklı veya yalınayakların mahşeri hatırlatan, insanı coşturan müthiş kalabalığı. Dar bir sokakta, karşılıklı iki konak hatırlıyorum. Becerikli ilkokul öğrencilerinin yaptıkları mukavva konakları hatırlatan bu cumbalı, kafesli, çıkıntılı, tahta saçakları dantela gibi işlemeli konaklardan birisi bizim. Burası aynı zamanda babamın ‘Fırka’ binasıydı. Alt kat ağır, beyaz taşlarla döşeliydi. Ben bu alt kattan çok korkardım."Partisinin kapatılması üzerine 1931’de Suriye’ye kaçan babasının yanına ailece gidince, orta son sınıftaki öğrenimini yarım bıraktı. Ailece Beyrut’tadırlar: "Beyrut’ta Fıstıklı tarafında oturuyorduk. Lübnan teb’ası olmadığımız için, babama avukatlık yaptırmıyorlardı. Babam da annemin bileziklerini bozdurdu, on altın lira sermayeyle, Burç Meydanına çıkan aralıklardan birisinde, yüksek bir apartmanın altında, küçük bir lokanta açtı. Babam lokantaya pek uğramazdı. Yemekleri Süreyya adında bir Türk mültecisi pişirir, Niyazi’yle ben de lokantanın garsonluğuyla bulaşıkçılığını yapardık. On yedi yaşındaydım ve hayatımın bu tarzından çok memnundum. Memleket, futbol, Cin Memet ve ötekiler silinmişti. Ortalık yeni yeni ağarmaya başlarken, Niyazi’yle birlikte evden çıkardık. O saatte Beyrut’un yeşil tramvayları bile seyrek işlerdi. Yalnız işçiler, o, dünyanın her tarafında, herkesten az uyuyan, kadınlı erkekli çoluklu çocuklu kalabalık, onlar kümeler halinde ve yollarda olurlardı. Aralarına katılırdık… Tıpkı onlar gibi, ceketlerimiz omuzlarımızda, onların bastıkları parkelere basmak gururu içinde, iş-güç sahibi insanlardık."

Daha sonra burada bir basımevine işçi olarak girdi: "Vazifem, kağıt kesme makinesinde kol çevirmekti. Vişne çürüğü fesini daima sol kaşına doğru yıkan ustamsa, zayıf, uzun boylu, dehşetli şakacıydı. Herkese takılır, sık sık kahkahalar atardı. (…) Herkesten evvel işbaşı yapıyor, makinenin bir kenarına ilişiyor, evden getirdiğim esmer somunumu birkaç zeytinle yiyordum. Çok geçmeden öteki işçilerle mürettipler de geliyorlardı ve derhal iş başlıyordu." Bir yıl kadar Suriye ve Lübnan’da kaldı. 1932’de Türkiye’ye dönünce, Adana’da çırçır fabrikalarında işçilik, dokumacılık, katiplik, ambar memurluğu yaptı. 5 Mayıs 1937’de evlendi. Nisan 1938’de  kdkızı Yıldız doğdu. Aynı günlerde Niğde’de askerlik görevine başladı. Burada, "yabancı rejimler lehine propaganda ve isyana muharrik" suçundan yargılanarak, 27 Ocak 1939’da beş yıla hüküm giydi Kayseri, Adana ve Bursa cezaevlerinde yattı. 1940 yılı kışında Bursa Cezaevi’nde Nazım Hikmet’le tanıştı.

 

(Orhan Kemal ve Nazım Hikmet cezaevinde)

O tanışma anını anılarında şöyle dile getirir, Orhan Kemal: "Müdürün oda kapısında çevik bir gıcırtı, kapı açıldı. Nefesimi kesmiş, gözlerimi kısmışım..Bir heykel sükunu içinde, azametli bir mermer heykel bekliyorum… Bir an yüzyüze geliyoruz, sonra gözgöze..Mavi mavi gülüyordu. Bu gülüş muhakkak ki bir çocuğu hatırlatıyor..Temiz, taze, sıhhatli ve dost! Bir lahza şaşkın, bekledi. Galiba ne yapması lazım geldiğini ölçtü, yahut tanış bir yüz arandı..Sonra gözüne Necati ilişti herhalde, ona doğru yürümeğe hazırlanırken, Necati ona koştu ve beni tanıttı.El sıkıştık. Ayaklarının topuklarını, hazır oldaki bir er gibi birleştirerek, kendisini teşrifata zorladığı aşikar bir tarzda ciddileşmeye çalışarak: -Ben Nazım Hikmet! Dedi."

Bu tanışma, onun sanat yaşamının belirginleşmesinde bir dönüm noktası oldu: "Benimle inceden inceye uğraşıyordu. O kadar ki, ‘yarı aydın’lığımdan, yahut ‘küçük burjuva’lığımdan gelen ‘vıdıvıdıcı’ tabiatımla, birtakım huy ve telakkilerime varana kadar her şeyimle.."26 Eylül 1943’te tahliye olunca Adana’ya döndü. Karataş’ta toprak taşıma işinde bir ay amelelik yaptı. 14 Nisan 1944’te Devlet Demiryolları’nda "muvakkat hamal" olarak çalıştı. Aynı yılın haziranın da Güzel İzmir Nakliyat Ambarı’nda iş buldu. Bir sure sonra bu işden de çıkarıldı. 13 Temmuz 1944’te oğlu Nazım doğdu.

1945 yılı yazında Kilis’e giderek, kalan 35 günlük askerlik görevini tamamladı. Çorum’a sürgüne gönderildi. Babasının, dönemin başbakanı Recep Peker’e telgraf çekmesi üzerine, 26 Ekim 1946’da bırakıldı. Adana’ya dönünce sebze nakliyeciliği, Verem Savaş Derneği’nde katiplik yaptı. Bir süre sonra işsiz kaldı. Aralık 1949’da 3. çocuğu Kemali doğdu. 17 Nisan 1951’de ailece İstanbul’a yerleşti. Bu göç serüvenini kendisi şöyle anlatmaktadır: "…Adeta itiliyordum İstanbul’a…Yazı işlerine baktığım, bu sayede kıt kanaat geçinmeye çalıştığım çeşitli derneklerdeki işlerime de şıp diye son verilmişti, iktidara yeni geçen Demokrat Parti’liler tarafından.. Sebep politik miydi:.. Yoksa benden açılacak yer ya da yerlere kendi partililerini mi kayıracaklardı bilmiyorum.. Verem Savaş Derneği, Bağ ve Bahçeler derneği, bir de o zaman ki adıyla Etibba Odası’ndan aldığım paraların toplamı, vergiler çıktıktan sonra ya 160 ya da 180 liraydı..Bu paradan da olmuştum..Bir de beni bir türlü İstanbul’a salıvermek istemeyen babam ölmüştü.." İstanbul’da geçimini yazarlıkla sağladı.Kasım 1957 de 4.çocuğu Işık doğdu. 7 Mart 1966’da bir ihbar üzerine iki arkadaşıyla birlikte tutuklandı. "Hücre çalışması ve komünizm propagandası’ yaptıkları gerekçesiyle tevkif edilerek Sultanahmet Cezaevi’ne gönderildi. 7 Nisan’da Türk Edebiyatçılar Birliği, Gen-Ar Tiyatrosu’nda 30. sanat yılı nedeniyle bir jubile düzenledi. Toplantıda Melih Cevdet Anday, Yaşar Kemal ve James Baldwin birer konuşma yaptı. Bilirkişice verilen; "suç teşkil eden bir cihet bulunmadığı hususunda"ki rapor üzerine 13 Nisan 1966’de serbest bırakıldı. 17 Temmuz 1968’de bu davadan beraat etti.Bulgar Yazarlar Birliği’nin çağırısı üzerine gittiği Sofya’da, tedavi edilmekte olduğu hastanede 2 Haziran 1970’te öldü.

 

1930 YILINDA ZONGULDAK EREĞLİ DEMİRYOLU VE HAMAL

 kd

İstanbul’dan bindiğim vapur, güzel bir yaz sabahı Zonguldak önüne vardı. Aheste beste limana girmeye başladı. Karşımdaki manzara (sahili müstesna) pek hoşuma gitti. Zonguldak dar, geniş birtakım vadilerle yekdiğerinden ayrılmış görünen yemyeşil dağ yamaçlarına serpilmiş küçük-küçük meskenleriyle uzaktan cidden göz aldatıcı…" Balkaya ile Soğuksu vadisi arasındaki yerler için, 1930 sonrasındaki gibi yapılaşmış olmayıp, bomboş kalmış taşlık ve çalılıklardan ibaret olduğunu belirtir.  Sahilde direk harmanı olarak kullanılan pis bir kumluk arkasında Ereğli Şirketinin metruk (bırakılmış) kok fırınlarıyla faal lavvarları görünüyordu. Vapurdan karaya çıktım. Limanda nihayetlenen Üzülmez demiryolu güzergâhı, kasabanın yegâne ana caddesini teşkil eder gibi görünüyordu. O zamanki liman sonradan yapılmış bulunan çabuk yükleme tesisatını dikkate almazsanız hemen bu günkü haline benziyordu." Limandan demiryolu hattı boyunca yürüyerek Maden İdaresine (Uzun Mehmet Vergi Dairesi’nin bulunduğu yer) gelen Guleman, sözlerine şöyle devam etmektedir: "Bavulumu Maden İdaresini bilen bir hamala verdim. Kömür tozlu ve topraklı bir yol kenarından yürüdük. Deniz tarafında Ereğli Şirketinin idare merkezinden başka enteresan hiçbir bina yoktu. Caddenin kara tarafında ise limandan itibaren sakil (çirkin) manzaralı beş on kulübe ve salaş ile aralarında bazen mezbelelik görülen ufak tefek bir takım ahşap veya kâgir yapılar göze batıyordu."

 

Agatha Christie "16.50 Treni" romanında Hamal

 

Bayan McGuillcuddy peronda, valizlerini taşıyan hamalı izliyordu. Kısa boylu ve toplu Bayan McGillicuddy soluk soluğa kalmıştı; hamalsa uzun boyluydu ve büyük adımlarla yürüyordu. Ayrıca yılbaşı alışverişinin sonucu olarak Bayan McGuillcuddy’nin kolları çok sayıda paketle doluydu. Bu eşit olmayan kişiler arasındaki bir çeşit yarıştı; kısa bir süre sonra hamal peronun köşesinde kaybolmuştu bile. Bu arada Bayan McGillicuddy ise halen peron boyunca yürümeyi sürdürüyordu.

1. numaralı peron kalabalık değildi, tren henüz hareket etmişti. Arka tarafta ki geniş alanda ise heyecanlı bir kalabalık, metro girişleri, emanet odası, çayhaneler, danışma, ilan panoları ve dış dünyayla tek bağlantı noktası olan giriş-çıkışlar arasında koşuşturuyordu.

Bayan McGillicuddy paketleriyle iki yana yalpalaya, yalpalaya sonunda üç numaralı perona ulaştı. Elindeki paketi yere koyup çantasını karıştırmaya başladı. Üniformalı sert bekçinin geçmesine izin vermesi için biletini arıyordu.

Birden boğuk, yüksek ancak anlaşılır bir ses duyuldu.

"Brackhampton, Milchester, Waverton, Carvil Junction, Ro-xeter ve Chadmouth’a gidecek 16.50 treni 3 no’lu peronda harekete hazırdır. Brackhampton ve Milchester’e gidecek yolcuların trenin arka tarafındaki vagonlara binmeleri rica olunur. Vanequay yolcuları Roxeter’de aktarma yapacaklardır."

Bir takırtının ardından ses kesildi. Ve hemen ardından yeniden duyuldu. Bu kez, Birmingham ve Wolverhampton üzerinden 16.35’te gelmesi beklenen trenin 9 no’lu perona girdiği bildiriliyordu.

Bayan McGillicuddy biletini bularak, uzattı. Adam bileti zımbaladıktan sonra mırıldandı. "Sağdan-arka tarafa lütfen…"Bayan McGillicuddy peron boyunca ilerleyerek hamalı buldu. Adam üçüncü sınıf vagonun kapısında durmuş, sıkıntı içinde havalara bakınıyordu.

"Nihayet geldiniz, bayan!"

"Birinci sınıfta yolculuk edeceğim," diyen Bayan McGillicuddy’nin bu sözleri üzerine hamal kadının erkeksi görünüşlü, gri-siyah beyaz kumlu tvid tayyörünü küçümseyerek süzdükten sonra homurdandı.

"Bunu bana daha önce söylemeliydiniz." Bayan McGillicuddy valizlerini verirken bunu belirtmiş olmasına rağmen, adamın sözlerini umursamayarak yanıt vermeye gerek görmedi. Zaten soluk soluğa kalmıştı.

Hamal valizi yeniden kompartımandan alarak, bitişik vagona taşıdı. Bu arada Bayan McGillicuddy boş vagondaki yerini almıştı bile. 16.50 treni genellikle pek kalabalık olmuyordu; birinci sınıfta yolculuk edenler çoğunlukla çok daha hızlı olan sabah ekspresini ya da 18.40 yemekli vagonu da olan treni yeğliyorlardı. Bayan McGillicuddy hamala bahşişini uzattı. Hamal düş kırıklığı içindeydi; büyük olasılıkla bu kadar bahşişin ancak üçüncü sınıfta yolculuk eden birine yakışacağı görüşündeydi. Bütün geceyi kuzeyden gelmek için yolda geçirdikten ve gün boyu alışveriş etmekle uğraştıktan sonra Bayan McGillicuddy rahat bir yolculuğun maliyetine severek katlanabilirdi, ama bol bahşiş vermek onun yapabileceği bir şey değildi.

 

TARİHTE HAMALLARA AİT ÖNEMLİ GÜNLER ve OLAYLAR

 

  • M12.10.1872. Sirkeci hamalları greve çıktı.
  • 1930- İstanbul’da Galata Köprüsü’nde 85 yıldır alınan geçiş ücreti kaldırıldı. Köprü 1845’te açıldığında, geçiş tarifesi yayalar için 5 para, hamallar için 10 para, yüklü arabalar için 5 kuruş, yüklü beygirler için 40 para, koyunlar için 3 para olarak belirlenmişti.
  • Hamallar için araba Belediye tarafından tespit edildi. Haber Akşam Postası, 24 İlkteşrin 1937.Sırtlarında ve omuzlarında yük taşımaları menedilmiş olan İstanbul hamalları için -hamallar cemiyetinin talebi üzerine- belediye muvafık bir araba modeli hazırlamış ve bunu hamallar cemiyetine göndermiştir. Hamallar cemiyeti cemiyetin öteden beri birikmiş olan parasını -azasının şu en sıkıntılı zamanında- kâmilen yeni model arabalar yaptırmak için harcamağa karar vermiştir. Yapılan arabalar bütün hamal bölüklerine tevzi edilecek, bedelleri ise bilahare müsait bir şekilde alınacaktır. Yeni model arabalardan bir tane yaptırılmıştır. Bu modele göre diğerleri yapılacak ve bu suretle bütün İstanbul hamalları ayni tip arabayı kullanacaktır. Hamallar cemiyeti idare heyetinin iki sene de bir yapılan seçimi gelecek ayın sekizinden itibaren, üç gün içinde yenileneceğinden cemiyet o zamana kadar bu işi başarmak niyetiyle hareket etmektedir.

· kd

  •  1941 yılındaki 193 sayılı demiryollar dergisinde Amerika’da Hamallar Haftası nedeni ile yapılan yarışta hamallar 30’ar kilo yükle koştukları haber olmuştur.
  • 11 Nisan 1961. Hamallar Cemiyeti, İstanbul Belediyesi’nin emekli subayları hamal kâhyası yapmasını protesto etti.
  • Temmuz 1977 de Sirkeci garda faili meçhul kişilerce bagaj bürosuna bırakılan bombanın patlaması sonucunda birçok kişi ile beraber garda hamallık yapan Eyüp KIRIK ve bir bagaj görevlisi demiryolcuda yaralanmıştır. Hamal Eyüp KIRIK hastanedeki tedavisinin ardından tekrar işbaşı yapmış ve halen Sirkeci Garda Hamal olarak çalışmaktadır.

     kd

    Yılmaz Büktel arşividir.

    77 Yıl Önce MB’nin Altınını Ankara’ya Hamallar Taşımıştı

     

    AKP hükümetinin Merkez Bankasını İstanbul’a taşımak için yasal prosedürleri tamamlamak üzere girişime başladığı şu günlerde bir tartışma sürerken Merkez bankasının altınlarının Cumhuriyetin İlk yıllarında İstanbul’dan Ankara’ya taşınmasında Sirkeci Gar hamalları görev aldıklarını hatırlamadan geçemeyeceğiz.

    Merkez’in tebdil-i mekanının İstanbul’a ferahlık getireceği, buna mukabil Ankara’ya ağır bir darbe indireceği söyleniyor. Kimi çevreler iktisaden kararın bir kıymet-i harbiyesi olmadığını savunsa da, kimileri olayın tamamen siyasal bir anlamı bulunduğu görüşünde.

    Referans Gazetesi’nde Ebru Tuncay ve Bahadır Özgür’ün haberine göre, bütün bu tartışmalar bir yana taşınmanın teknik detayları son derece önemli bir konu. Örneğin; 120 tonluk altın rezervinin nakli gibi. Referans gazetesi 14 Ocak’taki manşetinde altın naklinin pek de ehemmiyetsiz olmadığını kamuoyuna duyurmuş, rezerv için ayrıntılı bir projenin hazırlanması gerektiğini yazmıştı.

    İlginçtir, bundan tam 77 yıl önce de altınların bu kez tam aksi istikamete, İstanbul’dan Ankara’ya, taşınması günlerce gazetelerin manşetini işgal etmişti. 3.3 milyon dolar değerindeki külçe altınların 64 adet fıçının içindeki uzun yolculuğu dönemin basını tarafından gün be gün izlenmiş, altınların sağ salim yerine ulaşması büyük bir coşkuyla duyurulmuştu.

    Hakimiyet-i Milliye gazetesi 7 Mart 1931 günü memurundan askerine, esnafından tüccarına tüm halkı iktisadi kurtuluş savaşı için seferberliğe "Cumhuriyet Merkez Bankası’na İştirak En Yüksek Vatan Borcudur." manşetiyle çağırır. Aslında bir merkez bankası kurulma kararı 1925’lerden başlayarak neredeyse ülkenin en önemli gündemidir. Atılan her adım, verilen her karar basında büyük bir ihtimamla yer alır. Uzun süre ülkenin böyle bir bankaya neden ihtiyacı olduğu anlatılır zira, ihtiyaç olan sermayenin toplanması için topyekün bir seferberlik gerekmektedir. Memurlar, ticaret erbabı ve hatta valiler ve demiryolu çalışanlarına yönelik banka iştirakine katılmaları için özel haberler yayımlanır.

    Yerli bankaların istediği hisse senedi tutarı 5 milyon lira, yabancı bankaların ise 1.5 milyon lirayla sınırlı tutulur. Avrupa’dan talep hayli fazladır. hatta Atlantik’in öte yakasından bile ilgi vardır. İki Amerikan bankası hissedar olmak için Maliye Vekilliği’ne başvurur.

    Bu durumu Hakimiyet-i Milliye gazetesi coşkulu bir tonda başvuruyu manşetine taşır: "Bankamız Amerika’da da Alaka Uyandırdı."

    Nihayet gerekli kaynak toplanır. Şimdi esas sorun merkez bankası kimliğinin en önemli tescili sayılan altının nasıl ve nereden bulunacağıdır. Düyun-u Umumiye ile ülkenin belini büken Avrupa’nın dışında başvurulabilecek yegane adres Amerika’dır. Basının yeni gündemi de Amerika’dan alınacak altınlardır elbette. 12 Kasım 1931 günü Milliyet gazetesi bir Türk altını ayar ve sikletinde altına 925 kuruş fiyat tespit edildiğini duyurur.

    Bir hafta sonra, 19 Kasım günü Anadolu gazetesi büyük puntolarla manşetini atar: "Altınlar Geldi." Gazete olayı şöyle aktarır: "Bugün Ziraat Bankası namına 64 fıçı içinde 3.5 milyon lira kıymetinde külçe halinde altın gelmiştir. Bu altınlar yarın trenden indirilecek ve Devlet Bankası’na teslim edilecektir. Altınlar trenden indirilirken borsacılarımız tezahürat yapacaklardır."

    Altınlar İstanbul’a ulaşmıştır ulaşmasına lakin, sigorta şirketi ile çıkan küçük bir sorundan dolayı bankaya teslimi gecikmiştir. Bir gün önce altının geldiğini müjdeleyen Anadolu gazetesi, "Altınların Tahliyesi" başlığı altında bir açıklama yayımlar:

    "Dünkü telgrafımda 61 fıçı içinde külçe halinde Ziraat Bankası namına geldiğini bildirdiğim altınlar bugün tahliye edilememiştir. Bunun sebebi sigorta meselesinde şirket ile kumpanya arasında çıkan ihtilaftır." Ne var ki, bir haberci sorumluluğu ile okuyucusunu bilgilendiren gazete küçük bir ayrıntıyı dikkatinden kaçırmış, fıçıların sayısını bir anda 64’ten 61’e indirmiştir.

    Amerika’dan yola çıkan altınların kazasız belasız ülkeye ulaşması haliyle herkesi memnun eder ama sırada daha zorlu bir görev durmaktadır. Fıçıların genç cumhuriyetin simgesi başkent Ankara’ya özenle nakledilmesi icap eder. Bu kez de basının gündemi altınların bu uzun yolculuğudur.

     kd

    30 Kasım günkü Milliyet gazetesi, saat saat bu tarihi altın hicretini kayda geçirir. Sabahın erken saatinde hususi tahsis edilen kamyonlar her birinde iki polis ve jandarma olduğu halde Galata’daki Düyun-u Umumi binasına yanaşır. Hamallar fıçıları tek tek yüklerler ve altınlar Sirkeci’de demirlemiş Şirket-i Hayriye’ye ait 26 nolu araba vapuruna taşınır. Vapur da görevini sağ salim icra eder ve bin bir zorlukla elde edilmiş bu kıymetli hazine Haydarpaşa’da bekleyen Anadolu Nakliyat Şirketi’nin trenine ulaştırılır. Maliye Teftiş Heyeti Reisi, yükleme boşaltma işlemlerini hamalların başında durarak bizzat organize eder. Nihayet 1.5 milyon lira kağıt para ile 7 milyon liralık külçe altın törenle Ankara’ya emanet edilir.

    İşte bugün 120 tona ulaşmış olan bu altın külçeler, 77 yıl öncekinin tam tersi istikamette bir kez daha seyrüsefere hazırlanıyor. Ve bir zamanlar Ankara’ya gönderilen 3.3 milyon dolarlık altın 1000 katı fazlasıyla 3.1 milyar dolar olarak İstanbul’a geri dönmeyi bekliyor.

    Dönüş yolunda bu kez hamalların yerini lojistik firmaları alacaktır. Bir dönemler özellikle büyük şehirlerimizde bu gün için küçük tipte nakliye araçlarının ve taksilerin yaptığı işi hamallar yapmakta idi. Yitip giden meslekler arasında sayabileceğimiz Hamallık mesleği üzerine yapmış olduğumuz bu derleme yazı ile tarihe bir not düşmek istedik.

    Bu gün için hala yürürlükte bulunan iki adet Hamal Yönetmeliğini de aşağıya ekliyoruz.

    TCDD İŞYERLERİNDE KENDİ NAM VE HESABINA ÇALIŞAN HAMALLAR

    YÖNERGESİ

     

    BİRİNCİ BÖLÜM

     

    Genel Hükümler

    Amaç, Kapsam ve Tanımlar

     

    Amaç

    Madde 1- Bu yönergenin amacı, TCDD’nin gar ve istasyonlarında kendi nam ve hesabına hizmet gören hamalların çalışma esas ve usullerini düzenlemektir.

    Kapsam

    Madde 2- Bu yönerge, kendi nam ve hesabına çalışan hamalları kapsar.

    Tanımlar

    Madde 3- Bu yönergede geçen;

    TCDD: Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünü,

    Kuruluş: TCDD’yi,

    Genel Müdürlük: TCDD Genel Müdürlüğünü,

    Hamal: TCDD’nin gar ve istasyonlarında yolcu ve taşıtıcıların eşyalarını ücreti karşılığı kendi nam ve hesabına ve bu yönergede belirtilen şartlara göre taşıyan ve TCDD personeli olmayan kişileri,

    İfade eder.

     

     

     

    İKİNCİ BÖLÜM

    Çalışma Şartları

    Hamallarda Aranacak Nitelikler

    Madde 4- TCDD’nin gar ve istasyonlarında kendi nam ve hesabına çalışacak hamallarda,

    a) 18 yaşından küçük ve 60 yaşından büyük olmamak,

    b)Sağlık durumu yönünden hamallık yapmaya uygun olmak,

    c) Hamallar Derneği olan yerlerde, bu derneğe kayıtlı olmak,

    d) Kamu haklarından mahrum olmamak,

    e)Gar ve istasyonların bulunduğu yerin mülki amirinden hamallık yapmasına sakınca olmadığına dair belge getirmek,

    f) En az ilkokul mezunu olmak,

    g)Bu yönerge hükümlerini aynen kabul ve uymayı taahhüt etmek,
    h) Gar ve İstasyonlarda çalışmak için TCDD’den izin almak,

    Gibi şartlar aranır.

    Hamalların Temsilcisi

    Madde 5- Hamallar, her yıl işyeri düzeyinde kendi aralarında bir kişiyi Hamalbaşı olarak seçerler. Hamalbaşının görev süresi bir yıldır. Bir yıl sonra tekrar seçilebilir. Hamalbaşı o işyerindeki bütün hamalları temsil eder ve işyeri amirleriyle olan ilişkilerde aracılık yapar.

     

     

    Çalışma İzni

    Madde 6- TCDD Gar ve İstasyonlarında çalışacak hamallar, bu işyerlerinin amirlerince seçilir ve Bölge Müdürlüğünce çalışma izni verilir.

    Çalışmalarına izin verilecek hamalların hizmete elverişli ve güvenilir kimselerden olmasına özen gösterilir.

    Çalışmalarına izin verilen her hamala işyeri amirince bir sicil numarası verilir ve durumları bu sicil numarasıyla bir defterden takip edilir. Ayrıca hamalbaşı ve hamalların açık kimlikleri Emniyet ve Belediye’ye bildirilir.

    Gar ve İstasyonlarda çalışmalarına izin verilecek hamalların sayısı o işyerinin iş hacmi dikkate alınarak Bölge Müdürlüklerince tespit edilir ve tespit edilen sayıdan fazla olan hamalların kendi nam ve hesabına gar ve istasyonlarda çalışmalarına izin verilmez. İzinsiz çalışmak isteyenlere de işyeri amirlerince müsaade edilmez.

    Çalışmalarına izin verilen hamallara, Bölge Müdürlüklerince fotoğraflı kimlik verilir. Hamallar, TCDD görevlileri, polis, jandarma ve Belediye memurları tarafından sorulduğunda bu kimlikleri göstermek zorundadırlar.

    Kıyafet

    Madde 7- Hamallar, TCDD tarafından belirlenecek tek tip bir kıyafeti görevi süresince giymek ve ceketlerinin sol yakalarına; üzerinde adı, soyadı ve sicil numarası yazılı bulunan bir plaket takmak zorundadırlar.

     

    Çalışma Yerleri

    Madde 8- Gar ve İstasyonlardaki hamallar, işyeri amirinin belirleyeceği yerde otururlar. Hamallar genel olarak halkın girmesine izin verilen yerlere girebilirler. Ancak, TCDD memurlarının görev yaptığı büro ve işyerlerine izin verilmedikçe girip oturamazlar.

    Çalışma Şartları

    Madde 9- Hamalların çalışma şartları ve faaliyetleri aşağıda belirtilmiştir.

    a)Faaliyetleri,

    1-Yolcuların şahsi eşyalarını bagaj gişelerine, el bagajlarını da binecekleri yolcu vagonlarına kadar taşımak ve kompartımandaki yerine koymak.

    2-Gelen yolcuların el bagajlarını vagonlardan alarak sahibinin istediği yere kadar taşımak,

    3-Bagaj gişelerine gelen eşyaları, eşya sahibinin istediği yere taşımak,

    4-Taşıtıcının isteği üzerine eşyasını, TCDD işyeri veya treninden işyeri veya evine kadar da taşımak.

    Bu şekilde, gar hudutlarından ayrılacak olan hamal, hamalbaşından izin alacaktır.

    b) Uymak zorunda oldukları kurallar,

    1-Hamallar gelen trenler boyunca koşamazlar ve bağıramazlar,

    2-Hareket halinde bulunan trenlere inip, binemezler,

    3-Yolcuları rahatsız edici davranışlarda bulunamazlar,

    4-Vagonlarda gereksiz yere dolaşamazlar,

    5-Çağrılmadıkça vagon ve kompartımana giremezler,

    6-Demiryolu araç ve gereçlerine zarar veremezler,

    7- İşyeri amirinden veya görevli memurdan izin almadan eşya yüklü vagonların içine giremezler, hatlar arasında dolaşamazlar,

    8- Bekleme salonlarında, gişe önlerinde veya yolculara ait diğer yerlerde durarak veya oturarak, yolcuların serbestçe gidip gelmelerine engel olamazlar,

    9- Taşımakta oldukları eşyaları sahibinin istediği yerden başka yerlere götüremezler ve sahibinden başka kimselere teslim edemezler,

    10-TCDD’ye ait bagaj arabalarını yolcuların kullanmasını engelleyemezler veya arabaları yolcuların göremeyeceği yerlere koyamazlar,

    11)TCDD’ye ait bagaj arabalarını gar ve istasyon hudutları dışına çıkaramazlar ve bırakamazlar,

    12)TCDD görevlilerinin, görevlerini engelleyici tutum ve davranışlarda bulunamazlar.

    13- TCDD’ce belirtilen tip dışında bir kıyafetle görev yapamazlar,

    14- Çalışmaya sarhoş gelemezler ve gar hudutları içinde içki içemezler,

    15- Gar hudutları içinde ve trenlerde satış yapamazlar.
    c) Halkla ilişkilerinde,

    1- Taşıtıcılara karşı daima güler yüzlü ve nezaketle hizmet verir.

    2- Taşıtıcılarla tartışmaya girmez ve konuşmalarında kırıcı olmamaya özen gösterir.

    3- Çıkacak olan anlaşmazlıkların çözümlenmesi için işyeri amiri veya yardımcısına haber verir.

    4- TCDD aleyhine herhangi bir davranışta bulunamaz.

    Ücret Tarifesi

    Madde 10- Gar ve İstasyonlarda görevli hamalların yaptıkları taşıma karşılığı alacakları ücretler aşağıdaki şekilde belirlenir.

    a) Gar ve istasyonun bulunduğu yerin belediyesinden alınacak rayice göre hamal taşıma ücreti tespit edilir.

    b) Belediyece bir rayiç verilmediği taktirde, benzeri hizmeti yapan, diğer kurum ve kuruluşlardaki tarifeler esas alınarak, gar veya istasyon yöneticileri tarafından hamallık taşıma ücretleri, parça adedi ve parçaların ağırlığına göre tespit edilir.

    c) Belirlenen hamallık taşıma ücretleri gar ve istasyonların vatandaşlar tarafından görülebilecek yerlerine asılır.

    d) Belirlenen bu taşıma ücretleri gar veya istasyonların hudutları için geçerlidir. Hudutlar dışına yapılacak taşımalar taşıtıcı ve hamal arasında pazarlık usulü ile tespit edilir.

    Bu tür taşımalar sonucu çıkan anlaşmazlıklar TCDD’yi ilgilendirmez.

    Sorumluluk

    Madde 11- Hamallar yaptıkları hizmetleri tamamen kendi nam ve hesabına yürütürler. Bu nedenle, hamalların çalışırken kendilerine veya taşıtıcılara veya yolculara veya eşyalarına verebilecekleri her türlü zarar ve ziyandan hamallar şahsen sorumludurlar.

    TCDD, hamalların yaptıkları hizmetten dolayı taşıtıcılara veya yolculara verebilecekleri hiçbir zarar ve ziyanın sorumluluğunu kabul etmez. Ancak, TCDD taşıtıcıların ve yolcuların işlerini kolaylaştırmak için onlarla hamallar arasında aracılık yapar. Taşıdığı eşyaya vereceği zarar ve ziyan taşıyan hamal tarafından tazmin edilir. Bu hamal ödemediği taktirde o işyerinde bulunan hamallara müştereken tazmin ettirilir.

    Hamallardan tazminat bedelini hamalbaşı toplayarak taşıtıcıya verir. Hamallardan eşyalara verecekleri zarar ve ziyanı ödeyeceklerine dair birer taahhütname alınarak işyerinde saklanır. Hamallar derneği olan yerlerde taahhütnameler dernekçe verilir ve hamalların yaptığı zarar ve ziyandan dernek sorumlu olur.

    Çalışmaya Son Verme

    Madde 12- Gar ve İstasyonlardaki hamallar aşağıdaki davranışlardan birisini yaptıkları taktirde gar ve istasyonlardaki çalışmalarına son verilerek daha önce verilmiş olan çalışma izinleri iptal edilir.

    a)Çalışmaya sarhoş gelmek ve çalışma yerinde içki içmek,

    b)Demiryolu araç ve gereçlerine veya yolcuların eşyalarına kasıtlı olarak zarar ve ziyan vermek,

    c)Demiryolu araç ve gereçlerini veya yolcuların eşyalarını çalmak, kaybolmasına neden olmak,

    d)Kasıtlı veya kasıtsız olarak verdiği zarar ve ziyanı tazmin etmeyi reddetmek,

    e)Taşıtıcılarla tartışmaya girmek veya eşyayı istenilen yere taşımamak,

    f)Tarifede belirlenen ücretten fazla ücret almak,

    g) İşyeri amirince verilen emir ve talimatlara uymamak,

    h) Bu yönerge hükümlerine ve yürürlükteki demiryolu mevzuatına aykırı davranışlarda bulunmak,

    ı) Çalışmaya TCDD’ce belirlenen kıyafetle gelmemek,

    j) Bagaj arabalarını yolcuların kullanmasını engellemek, saklamak, arabaları gar ve ambar hudutları dışında bırakmak,

    k) Gar ve istasyonları kirletmek,

    Bu maddenin a, b, c, d ve e bentlerinde sayılan hareketleri yapan hamalın çalışmasına işyeri amirince derhal son verilir, f, g, h, ı, j ve k bentlerindeki hareketlerinde ise işyeri amirince iki kez uyarılır. Buna rağmen davranışlarında ısrar edenlerin çalışmasına son verilir.

    Ayrıca, TCDD tarafından herhangi bir gar ve istasyonda hamalların görev yapmaları tamamen kaldırılabilir. Ancak bu husus 3 ay önceden hamallara yazılı olarak bildirilir ve müddetin sonunda işlerine son verilir.

    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

    Çeşitli Hükümler

    Geçici Madde- Bu Yönergenin yürürlüğe girdiği tarihten önce çalışan hamalların kazanılmış hakları saklıdır.

    Yürürlükten Kaldırılan Hükümler

    Madde 13- Yönetim Kurulunun 20.04.1989 tarih ve 9/168 sayılı kararı ile kabul edilen ve 10.05.1989 tarihinde yürürlüğe giren "TCDD İşyerlerinde Kendi Nam ve Hesabına Çalışan Hamallar Yönetmeliği" yürürlükten kaldırılmıştır.

    Yürürlük

    Madde 14- Bu yönerge 12/09/2005 tarihinden itibaren yürürlüğe girer.

    Yürütme

    Madde 15- Bu yönerge hükümlerini TCDD Genel Müdürü yürütür.

     

     

     

    DEMİR, DENİZ, HAVA YOLLARI İŞLETMELERİNİN GÜMRÜK YÜKÜMLÜLÜKLERİ VE DENETLENMELERİ HAKKINDA TÜZÜK

        Bakanlar Kurulu Karar Tarihi – No: 25/05/1981 – 8/3005

        Dayandığı Kanun Tarihi – No: 19/07/1972 – 1615

        Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi – No: 24/06/1981 – 17380

        BİRİNCİ BÖLÜM : KAPSAM, DEYİMLER, GENEL HÜKÜMLER

        KAPSAM:

        Madde 1 – Özel yasaları ve Gümrük Kanunu hükümlerine göre, sundurma, antrepo ve yolcu salonu açmakta ve işletmekte olan demir, deniz ve hava yolları işletmelerinin gümrük işlemleri ve denetlenmelerinin biçim ve yöntemleri ile öteki yükümlülükleri bu Tüzükte gösterilmiştir.

        DEYİMLER:

        Madde 2 – Bu Tüzükte geçen Bakanlık deyimi, Gümrük ve Tekel Bakanlığı; işletme deyimi, T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi, Denizcilik Bankası Türk Anonim Ortaklığı ve Türk Havayolları Anonim Ortaklığı anlamına gelir.

        GİRİŞ ÇIKIŞ İŞLEMLERİNİN NE ZAMAN YAPILACAĞI:

        Madde 3 – Gümrük hattından giriş ve çıkış ile yük alıp verme ve Gümrük İdarelerindeki her türlü işlemler, normal çalışma saatleri içinde yapılır.    Ancak, yazılı olarak istenmesi halinde, bu saatler dışında ya da tatil zamanlarında bu işlemlerin yapılmasına, ücret ödenmesi koşuluyla, Gümrük İdaresince gerekli önlemler alınarak izin verilebilir.

        Ayrıca:

        a) Trenler ve düzenli tarifeli deniz, nehir, kara ve hava taşıtları ile düzensiz de olsa sadece yolcu getiren öteki deniz, nehir, kara ve hava taşıtları gece ve güzdüzün her saatinde gümrük hattından geçebilirler.

        Bu durumda, yalnız bu taşıtlarla yolcuların giriş ve çıkışlarına ilişkin gümrük işlemleri yapılır.

        b) 100 net (rüsum) tonilatodan büyük gemiler, gece ve gündüzün her saatinde ve tatil zamanlarında yük ve yolcu alıp çıkarabilirler. Hacimleri ne olursa olsun, Gümrük idaresi olan bir limana zorlayıcı nedenlerle girecek ya da bu limandan ayrılacak gemilerin yük alıp verme istekleri, Gümrük İdareleri ve işletmelerce kabul edilir.

        GÜMRÜK İDARESİNİN DENETLEME YETKİSİ:

        Madde 4 – Bakanlık müfettişleri, müfettiş yardımcıları, kontrolörleri, ilgili gümrük amirleri ya da yetkili kılacakları memurlar, sundurma ve antrepolarda gümrük haklarını korumak ve yolsuzlukları önlemek için gerekli önlemleri almayı ve işletmelerin kayıtlarını ve belgelerin incelemeye, teftiş etmeye, her zaman sundurma ve antrepolardaki eşyayı yoklamaya yetkilidirler.    İşletmeler de kayıtları, belgeleri ve eşyayı göstermeye, sundurma ve antrepoları açmaya ve yapılacak yoklamaları kolaylaştırmaya zorunludurlar.

        İnceleme ve teftiş dolayısıyla defterlerin alınması gerekiyorsa, işlemler yeniden açılacak olan defterlere yazılır.

        Bu durumda, defterlerin baş tarafına gerekli açıklama yapılarak işletme yetkilisi ve denetleyen tarafından birlikte imzalanır.

        Denetleme sonucunda düzenlenen raporlar, gereği yapılmak üzere, işletmelere bildirilir.

        Yolsuzlukları görülen işletme memurları hakkında Cumhuriyet savcılığına başvurulmakla birlikte, gerekli önlemlerin alınması işletme idaresine bildirilir.

        BELGELERİN BİÇİMİ:

        Madde 5 – Bu Tüzük hükümlerine göre tutulacak defter, tutanak, liste vb. belgelerin biçimleri ve içerikleri, Gümrük ve Tekel, Ulaştırma Bakanlıklarıyla işletmelerce birlikte kararlaştırılır.

        İKİNCİ BÖLÜM : YÜKLEME VE BOŞALTMA

        YÜKLEME VE BOŞALTMA KOŞULLARI:

        Madde 6 – Kara, deniz ve hava taşıtları, manifestoları verilmeden, gümrük denetimi bitmeden ve gümrük ya da muhafaza memurları hazır bulunmadıkça yük alıp veremezler; aktarma ve transit işlemi yapamazlar.    Ancak, düzenli sefer yapan gemilerle hava ve liman durumu bakımından zorunluluk bulunması halinde düzenli sefer yapmayan gemilere, Gümrük İdarelerince, manifesto verilmeden önce de yük alıp verme, aktarma ve transit işlemi yapma izni verilebilir.

        Eşyanın izin verilen yükleme ve boşaltma yerinden başka bir yere götürülmesi ya da aracının değiştirilmesi, Gümrük İdaresinin iznine bağlıdır.

        YÜKLEME VE BOŞALTMA İŞLERİ:

        Madde 7 – Yasalara göre işletmelerin tekel hakkı içinde kalan yükleme ve boşatlma işleri, bu kuruluşların araçlarıyla yapılır.    Eşya, liman araçlarına, Gümrük İdaresinin göstereceği iskele ve yerlerden yüklenip boşaltılır.

        Boşaltılması tamamlanmayan taşıta yükleme yapılmaz.

        Bir geminin bir ambarından boşaltma yapılırken öteki ambarına yükleme yapılabilir.

        Ancak, ambarın tamamı boşaltılmadan aynı ambara yükleme yapılmasına Gümrük İdaresince yazılı olarak izin verilebilir.

        İşletmeler, liman araçlarına ya da doğrudan rıhtım ve iskelelere boşaltılan eşyayı puvantaj çizelgelerden birini kaptan ya da acentaya imzalatarak Gümrük İdaresine verirler.

        TAMAMI AYNI GÜNDE YÜKLENEMEYEN EŞYA:

        Madde 8 – Tamamı aynı günde yüklenemeyen eşyanın yüklenebilen miktarı beyannameye yazılarak imzalanır. İçinde eşya bulunan araç bekleme yerine gönderilir. Durum bekleme yerinde gümrük muhafaza memurunca tutulan deftere yazılır.

        TAM VAGON YÜKLEME:

        Madde 9 – Tam vagon olarak yapılan taşımalarda, yükleme işlemleri, yalnız gümrük memuru tarafından yapılır ve durum çıkış ve transit beyannameleri üzerinde gösterilir. Ayrıca, vagonlar Gümrük İdaresince mühürlenir.

        PARÇA PARSİYEL OLARAK YÜKLEME:

        Madde 10 – Demiryolu araçlarıyla yurt dışına çıkarılacak ve transit edilecek eşya, parça (parsiyel) olarak taşınmak üzere işletmece teslim alındığı takdirde, gümrük ve işletme memurlarınca sayılarak vagonlara yükletilir ve vagonlar mühürlenir.    Sayım sonucu, çıkış ve transit beyannamesi ile yükleme kağıtlarının altına yazılarak birlikte imzalanır.

        Yükleme kağıtlarının bir tanesi dip koçanına alınacak imza karşılığında gümrük memuruna verilir.

        AMBALAJI BOZUK OLAN EŞYA İÇİN YAPILACAK İŞLEM:

        Madde 11 – Yurt dışına çıkarılacak, aktarma ve transit edilecek eşyanın bozuk, kırık, dağınık olan kapları, ilgilisi tarafından sağlamlaştırılmadan ya da yeniden ambalajlanmadan yüklenmesine izin verilmez.

        GEMİDEN GEMİYE AKTARMA:

        Madde 12 – Sundurma ve antrepolara alınmaksızın bordadan bordaya ya da liman araçlarıyla gemiden gemiye eşya aktarılması Gümrük İdaresinden izin alınarak kolcu gözetimi altında yapılır.    Kolcular, kaptandan, manifestoyu ve yükleme teslim kağıdını (yükleme ordinosu) aldıktan sonra, yükün bulunduğu gemiye giderek, kapların marka ve numaralarına göre eşyanın aktarılacak gemiye yükletilmesine gözcülük ederler; yüklemeden sonra, kaptandan manifesto ve teslim kağıdı üzerine imza alarak Gümrük İdaresine verirler.

        Sahibi tarafından bu biçimde gönderilen eşya için aktarma beyannamesi düzenlenmesi gereklidir.

        KARADA BOŞALTMA:

        Madde 13 – Vagonlardan ve öteki kara taşıtlarından eşya, mühürlerinin sağlam oldukları gümrük ve işletme memurlarınca birlikte görülüp söküldükten sonra boşaltılabilir.    Mühürlerde bozukluk ya da kuşkulu bir durum varsa, tutanakla saptanır; boşaltma ondan sonra ve bütün kaplar ayrı ayrı kontrol edilerek yapılır; durum hemen gümrük idare amirine duyurulur.

        Boşaltma sırasında, Gümrük İdaresinin denetimi altında, işletme memurlarınca eşyanın sayımı yapılır; ortaya çıkan fazlalık ve eksiklikler ile eşyanın hasarlı olup olmadığı vb. durumlar düzenlenecek olan tutanakta belirtilir.

        Tamamı boşaltılamayan vagonların kapıları iyice kapatıldıktan sonra, gümrük ve işletme memurları tarafından ayrı ayrı mühürlenir. Ayrıca, bu vagonların numaraları beyanname ve yükleme kağıtlarına yazılarak imzalanır.

        SUPALAN İŞLEMİ:

        Madde 14 – Hacimleri, ağırlıkları ya da cinsleri yönünden, Bakanlıkça,"deniz üstü", "vagon üstü" ya da "kamyon üstü" işlemine tabi tutulabileceği kabul edilen eşyayı yurda getirenler, bu işlemlerden yararlanmak isterlerse, Gümrük İdaresine ve işletmelere giriş beyannamelerini de ekleyecekleri birer istek kağıdı ile başvururlar.

        ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : SUNDURMA VE ANTREPOLARA İLİŞKİN ORTAK HÜKÜMLER

        SUNDURMA VE ANTREPOLARIN KURULMASI VE KAPATILMASI:

        Madde 15 – Sundurma ve antrepoların kurulması, kapatılması, yerlerinin ve amaçlarının değiştirilmesi Gümrük ve Tekel ve Ulaştırma Bakanlıklarının işbirliğiyle yürütülür.

        EŞYANIN SUNDURMA VE ANTREPOYA ALINMASI:

        Madde 16 – Eşya, Gümrüğün denetiminde sundurma ve antrepolara alınır ve buralarda işletmenin sorumluluğu altındadır.    Giriş ve çıkış eşyası, aynı anda, bir sundurma ya da antrepoda bulundurulamaz.

        SUNDURMA VE ANTREPOLARA HEMEN ALINAMAYAN EŞYA:

        Madde 17 – Sundurma ve antrepolara hemen alınamayan eşya, Gümrük Muhafaza Örgütünün gözetimi altında, Gümrük İdaresiyle işletmenin birlikte kararlaştıracakları bekleme yerlerine alınır.

        KIRILAN, DAĞILAN, ZARAR GÖREN, DENİZE DÜŞEN EŞYA:

        Madde 18 – Gelen eşya, bozuk, kırık, dağınık ve zarar görmüş bulunur ya da rıhtımlara ve başka taşıtlara boşaltılırken bu duruma ya da denize düşerse, gümrük muayene memuru ya da muhafaza memuru önünde kaptan yada acentanın sorumlu memuru ile işletmenin boşaltma işleriyle görevli memurunca, zarar durumu ya da kapların kırıklık, bozukluk ve dağınıklık biçimi tutanakla saptanır.    Kaplardan eşya çıkmışsa ya da çıkarılmak olanağı varsa, eşyanın sayımı ve ölçümü yapılır ve durum bu tutanakta belirtilir.

        Dört nüsha olarak düzenlenecek olan tutanaklardan biri Gümrük İdaresinde, birer tanesi kaptan ya da acenta ile işletmede kalır; biri de sundurma giriş listesine ya da antrepo beyannamesine bağlanır. Gerekli ise tutanakların sayısı arttırılabilir.

        Bu işlemler, olanak varsa taşıtta, yoksa, gümrük yada muhafaza memurlarıyla birlikte kaptan ya da acentanın ve işletme memurunun gözetimi altında götürüleceği sundurma ya da antrepoda yapılır.

        Tutanaklarda, eşyayı getiren taşıtın adı ve sefer sayısıyla geliş günü ve kapların sayısı, cinsi ve markası ayrıca gösterilir.

        Sundurma ve antrepo kapalıysa, eşya Gümrük Muhafaza Örgütünün gözetimi altında bırakılır.

        Yükleme sırasında zarar gören ya da denize düşen eşya için, görevli memurla birlikte hazır bulunanlarca, durumu ayrıntıları ile belirten bir tutanak tutulur. Bu tutanağın biri çıkış gümrüğünde bırakılır; öteki aktarma, transit ya da çıkıp beyannamesine eklenir. İkinci iskele yoluyla yapılan çıkışlarda, tutanaklardan biri, Gümrük İdaresince çıkış gümrüğüne gönderilir; durum, ayrıca, çıkış, aktarma ya da transit beyannamelerine yazılarak görevli memur tarafından imzalanır.

        EŞYANIN KORUNMASI:

        Madde 19 – Sundurma ve antrepoya konulmuş eşya, Gümrük kanununda belirtilen sürelerce kalabilir. Bu süre içinde eşyanın iyi korunması işletmenin görevidir.    Eşyanın bozulduğunun ya da bozulmakta olduğunun anlaşılması, saklanmasının masraflı, zor ya da sakıncalı olması, kapların kırılması, dağılması, delinmesi gibi hallere karşı, işletme, gerekli önlemlerin alınması için eşya sahiplerine taşıyıcılarına ya da emrine gelenlere yazıyla bildirmekle birlikte Gümrük İdaresine de bilgi verir.

        Eşyanın durumu, gümrük memuru ile birlikte düzenlenecek bir tutanakla belirtilir. Eşyanın ilgilileri orada ise, tutanak, bunlara da imza ettirilir.

        SUNDURMA VE ANTREPOLARA GİREBİLECEK OLANLAR:

        Madde 20 – Sundurma ve antrepolara görevlilerden başkası giremez.    Eşya sahipleri ve yasal temsilcileriyle gümrük komisyoncuları ve yardımcıları, eşyalarını dıştan görmek isterlerse, kimliklerini, eşyanın teslim kağıdının (ordino), konşimento ya da beyannamelerini göstermek koşuluyla buralara girebilirler.

        Eşyalarını açtırarak görmek, örnek almak, muayene ettirmek, açtırıp tarttırmak, gümrük işlemlerini izleyip sonuçlandırmak için ise, Gümrük İdaresine dilekçe ile başvurulması ve izin alınması gerekir. Bu işlemlerin yapılmasında, gümrük muayene memurunun bulunması zorunludur.

        SUNDURMA VE ANTREPO KAPILARININ AÇILIP KAPATILMASI:

        Madde 21 – Sundurma ve antrepoların kapıları iki kilit altında bulundurulur. Kilitlerden birinin anahtarı Gümrük İdaresindedir. Bu anahtar gümrük kontrol memurlarınca kullanılır. Bu memurlar, kapıları işletme memurlarıyla birlikte açar, kapar, kilit ve mühür altına alırlar.    Sundurma ve antrepoların, önce, giriş kapısı kapanır; işletme memurlarıyla gümrük memurları içerde ateş bulunmadığını ve hiç kimsenin kalmadığını anlamak üzere giriş kapısı önünden başlayarak her tarafı araştırdıktan sonra çıkış kapısını kapatırlar.

        Kapılar, gümrük ve işletme memurlarınca ayrı ayrı kilitlenip mühürlendikten sonra, anahtarlar dikişsiz torbalara konur ve mumla mühürlenerek gümrüğün ve işletmenin gece bekçilerine imza karşılığında verilir. Torbaların üzerine, ait oldukları sundurma ve antreponun adı ve numarası yazılır.

        Gece bekçileri, bu torbaları, anahtarları kendilerinde bulunan kilitli güvenlik yerlerinde saklarlar.

        Kapıların açılışında, anahtar torbaları bekçilerden alınırken torba mühürlerinin, kapılar açılırken kapı mühürlerinin sağlam olup olmadığı memurlarca gözden geçirilir; sağlamsa kapılar açılır.

        Torbaların ya da kapıların mühürlerinde kuşkulu bir durum görülürse, ilgili memurlarca bir tutanak tutulur ve Gümrük ve İşletme idarelerine hemen haber verilir; Gümrük İdaresinin belirleyeceği yolda işlem yapılır.

        ZORUNLU NEDENLERLE KAPILARIN AÇILMASI:

        Madde 22 – Sundurma ve antrepoların kapalı bulunduğu zamanlarda, zorunlu bir nedenle anahtarların kullanılmasına gerek duyulursa, durum, gümrük, gümrük muhafaza ve işletme görevlilerince bir tutanakla saptanır. Bu tutanakta, sundurma ve antreponun açılmasına kimin emir verdiği ya da gerek gördüğü, emri kimin uyguladığı, sundurma ve antreponun açılmasından kapanmasına kadar geçen olaylar, buralardan ne gibi eşyanın çıkarıldığı ya da hangi eşyanın konulduğu belirtilir. Tutanak hemen gümrük idare amirliğine verilir.    Sundurma ve antrepoların böyle bir nedenle açılışında, olanak varsa açılmadan önce, yoksa açıldıktan sonra, durum, gümrük idare amirliğine telefonla ya da öteki araçlarla bildirilir.

        Sundurma ve antrepoların yangın, sel ve diğer doğal afetler nedeniyle açılışında, ayrıca, gerekli önlemler alınır.

        SUNDURMA VE ANTREPOLARDA YOKLAMA YAPILMASI:

        Madde 23 – Teftiş ve soruşturmalar dışında, her yıl Ocak ayında, antrepo ve sundurmadaki eşyanın yoklanmasına başlanır. Yoklama, biri antrepo ve sundurma görevlilerinden olmak üzere gümrük idare amirliğince seçilecek gümrük ve işletme memurlarından oluşan en az üç kişilik kurulca yapılır. Görevlendirilebilecek memur sayısı, bütün sundurma ve antrepolar sayısınca kurul oluşturulmasına olanak vermiyorsa, yoklama yapılacak yerler, sıraya konur.    Yoklama, giriş ve çıkış kayıtlarıyla manifestoların karşılaştırılmasından sonra, sundurma ve antrepoda bulunması gereken eşyanın sayılması ve ölçülmesi yoluyla yapılır.

        Hasarlı (rezerve) olarak alınmış ya da sundurma ve antrepoda hasar görmüş ve koruma altına alınmış eşya ile kıymetli eşyanın yoklaması, tutanaklarında ve kayıtlarında belirtilmiş olan çeşit, miktar ve niteliklerinin ve üzerlerindeki kurşun mühürlerin kontrolü yoluyla yapılır.

        Eşyası sayılamayacak kadar çok olan sundurma ve antrepolarda yoklama, rastgele seçilecek yeterli sayıda antrepo beyannamesi ya da giriş listesinde yer alan eşyanın yukardaki esaslara göre görülüp sayılması yoluyla yapılabileceği gibi, eşya en çok beşe bölünerek beş yıl içinde de yapılabilir.

        Yoklama sonucu, yoklama kurulları tarafından giriş kayıtları esas alınarak düzenlenecek bir tutanakla belirtilir.

        Yoklama sonucunda saptanan eksiklikler için Gümrük Kanununun 109 uncu, fazlalıklar için 140 ıncı maddesi gereğince işlem yapılır.

        MARKA DEFTERİ:

        Madde 24 – Sundurma ve antrepoya alınacak eşyanın marka ve numarasıyla kabın cinsi ve türü, bir marka defterine yazılır; altları gümrük ve işletme memurlarınca imzalanır.    Defterin her sayfası gümrük ve işletme idarelerince mühürlenir; sayfa sayısı defterin sonuna yazılarak yine birlikte mühürlenip imzalanır.

        Dolu defterler, işletmece, gerektiğinde ilgililere gösterilmek üzere saklanır.

        GİRİŞ DEFTERİ:

        Madde 25 – Sundurma ve antrepolara alınan eşya, marka defteri, sundurma giriş listesi ve antrepo beyannamesine göre, sundurma ve antrepo giriş defterlerine yazılır.    Cinsleri, markaları ve kapları aynı olan ve aynı konşimento ya da yük senedi ile gelen eşya, ilk ve son numaraları gösterilerek giriş defterine bir kalemde yazılabilir.

        Bu çeşit eşyanın numaraları sırasız yazılmışsa yalnız arka arkaya gelenler hakkında yukardaki esaslara göre işlem yapılır.

        Her kaba bir giriş sıra numarası verilir. Bu numaralar Ocak ayında birden başlayarak yıl sonuna kadar sürdürülür.

        KORUNMA YERİ:

        Madde 26 – Bozuk, kırık, dağınık, zarar görmüş, kapları bozulmuş ve dağılmış olarak sundurma ve antrepoya gelmiş ya da buralarda bu duruma düşmüş eşya, gümrük memurunun gözetimi altında gümrük ve işletme memurları tarafından çift kilit altında bulundurulan kapalı korunma yerlerine kaldırılır.

        EŞYANIN SUNDURMA VE ANTREPOYA YERLEŞTİRİLMESİ:

        Madde 27 – Eşya, sundurma ve antrepolara aşağıda gösterildiği biçimde yerleştirilir.    Olanak varsa, bir manifestoya yazılı yükün tamamı aynı sundurma ve antrepoya alınır.

        Kaplar, marka, numara ve işaretleri görülebilecek, birbirine zarar vermeyecek biçimde ve nemden korunmak üzere ızgaralar üstüne konur.

        Eşyayı kolayca bulabilmek için, bulunduğu yerler, numara, harf ve işaretle belirlenir; bu yerler alfabetik sıra defterinde gösterilir.

        Küçük kaplar için raflar bulundurulur.

        Altın, gümüş, platin vb. değerli maddelerden yapılmış her türlü eşyayla değerli süs eşyası, antika, müze ve sanat eşyası, sundurma ve antrepoya alınırken,

        gümrük ve işletme memurları önünde özelliklerine göre tartılır ya da sayımı yapılır, nitelikleri belirtilir. Tartı ve sayım sonucu ile nitelikleri ve kaplarının durumu, sundurma giriş listelerinde, antrepo beyannamelerinde ve marka defterinde ayrıntılarıyla gösterilir; eşya korunma yerine alınır; ayrıca, üzerlerine zarar vermeyecek biçimde kurşun mühür vurulur. Bu işlemlerin yapılması sırasında eşya sahipleri de bulunabilir.

        MARKASIZ VE NUMARASIZ EŞYANIN SUNDURMA VE ANTREPOYA ALINMASI:

        Madde 28 – Eşyanın markası ya da numarası yoksa ya da okunamıyorsa, işletme memuru tarafından kaplar üzerine, marka yerine eşyayı getiren deniz ya da hava aracının adı ile firmasının ilk harfleri, numara yerine de giriş günü ve ayı yazılır.    Eşya demiryolu ile gelmişse, kap üzerine vagon marka ve numarası ve yük kağıtlarının sayısı ve günü yazılır.

        Öteki kara araçlarıyla gelen markasız ve numarasız eşyaya, marka olarak, varsa, araç ve sahibinin adlarının ilk harfleri, taşıtın adı yoksa, çeşidini gösterir sözcüğün ve sahibinin ad ve soyadının ilk harfleri yazılır. Yukarda belirtildiği gibi numaralanır.

        Kaplar birden fazla ise, bunlardan başka her kaba, ayrıca, sıra numarası verilir.

        Numara ve markasız gelen aynı cins eşyaya (parti eşyası) yalnız marka konulmakla yetinilir.

        Böylece belirlenen marka ve numaralar, marka defteriyle sundurma giriş listelerine ve antrepo beyannamelerine de yazılır.

        MANİFESTODA YAZILI OLMAYAN EŞYA:

        Madde 29 – Manifestoda yazılı olmayan eşya, Gümrük Kanununa göre gereği yapılıncaya kadar ayrı bölmede saklanır.

        EŞYANIN MUAYENESİ:

        Madde 30 – Eşya, sundurmada, doğrudan antrepoya alınmışsa, antrepoda muayene edilir.    Gümrük muayene memurları, muayene edecekleri eşyanın kendilerine gösterilmesini işletme memurundan isterler. İşletme memurları, bu eşyayı, bulunduğu yerde marka ve numara karşılaştırması yaparak birer birer muayene memurlarına gösterirler; hasarlı olarak alınmış eşya hakkında da ayrıca bilgi verirler. Muayene memurlarının, eşyanın muayenenin yapılmasına uygun bir yere getirilmesi yolundaki istekleri, işletme memurlarınca yerine getirilir. Burada, eşyanın gümrük ve işletme memurlarıyla mal sahibi, yasal temsilcisi ya da gümrük komisyoncusunun önünde muayenesi yapılır.

        Muayenesi biten eşya, aynı kimseler önünde, kaplarına yerleştirilir ve yerlerine konur.

        Muayene sonucu, giriş defterlerinde, sundurma giriş listesinde ve antrepo beyannamesinde gösterilir.

        Beyannamelerden biri antrepo memuruna, öteki Gümrük İdaresine, üçüncüsü de teslim kağıdı yerine geçmek üzere beyan sahibine, vekiline ya da temsilcisine verilir.

        Eşyanın belgelerine uygun olmaması halinde, inceleme ve kovuşturmaya esas olmak üzere durum, bir tutanakta belirtilir. Üç nüsha olarak hazırlanacak olan bu tutanağın biri işletme memuruna, birer tanesi de gümrük ve işletmenin amirlerine verilir.

        EKSİK, FAZLA, DEĞİŞİK ÇIKAN EŞYA:

        Madde 31 – Muayene edilen eşya eksik, fazla ya da değişik çıkarsa, kabın ve içindeki eşyanın durumu, eksiklik ve fazlalığın miktarı ile değişikliğin niteliği muayenede bulunmakla görevli olanlarca bir tutanakta gösterilir; bu tutanak üç nüsha yazılır; biri gümrük idare amirine, öteki işletmenin amirine verilir; biri de sundurma ya da antrepoda kalır.

        EŞYA DEĞİŞTİRİLMESİNDE SORUMLULUK:

        Madde 32 – İşletmeler, sundurma ve antrepoda eşya değiştirilmesinden, Gümrük İdaresine karşı, eşyanın girişte gümrükçe saptanan, bu yapılmamışsa konşimento, fatura ya da menşe şahadetnamesi gibi yasal belgelerinde yazılı miktarları üzerinden, mali yönden sorumludurlar.

        EŞYANIN BAŞKA BİR SUNDURMA VE ANTREPOYA TAŞINMASI:

        Madde 33 – Eşya, başka bir sundurma ve antrepoya, ancak, süresi içinde ve Gümrük İdaresinin izni üzerine, gönderme belgesi (irsaliye) düzenlenerek, kolcu gözetimi altında taşınabilir.    Teslim kağıtları, gönderen sundurma ve antrepoda alıkonur; bunun yerine gönderme belgesinin birinci kopyası eşya sahibine verilir.

        TESLİM KAĞIDI ORDİNO:

        Madde 34 – Gümrüklerden eşyalarını çekmek isteyenler, konşimento ya da yük senetlerini, deniz taşımasında kaptana ya da acentasına, karşı taşımasında taşıyıcı ya da bağlı bulunduğu kuruma göstererek adlarına teslim kağıdı düzenlenmesini isterler. Teslim kağıtlarında yük senetleri ya da konşimentodaki bilgiler bulunur. Düzeltme ve ekleme yapılmış teslim kağıtlarının geçerli olabilmesi için bunların yanlarının düzenleyenlerce imza ve mühürle onaylanması gerekir.    Üzerinde kazıntı ve silinti bulunan teslim kağıtları ile eşya teslim edilemez.

        Teslim kağıtları beyannamelerle birlikte Gümrük İdaresine verilir.

        Bir konşimento ya da yük senedindeki eşya, Gümrük İdaresinin izniyle birkaç teslim kağıdına bölünebilir.

        Düzenlenmiş bir teslim kağıdının bir kaç teslim kağıdına bölünmesi ya da iptal edilmesi Gümrük İdaresinin iznine bağlıdır.

        Böylece bölünmüş teslim kağıtlarının gün ve sayıları ile çekilen kapların marka ve numaraları, derhal darasız ağırlıkları, asıl teslim kağıdı ile sundurma ya da antrepo giriş defterine yazılır.

        Giriş beyannamesi verilmiş eşyanın bir kısmının rejim uyuşmazlığı, çeşit ve tür ayrılığı, yasaklık, kısıntı vb. nedenlerle çekilmeyerek sundurma ve antrepoda bırakılması halinde, bunlar için asıl teslim kağıdı yerine geçmek üzere bir ayrılmış (müfrez) teslim kağıdı düzenlenir ve durum asıl teslim kağıdında ve giriş beyannamesinde belirtilir.

        EŞYANIN KESİN YA DA GEÇİCİ ÇIKIŞI:

        Madde 35 – Eşyanın kesin ya da geçici olarak sundurma ve antrepodan çıkarılması Gümrük İdaresinin iznine bağlıdır.    Yurda sokulmak istenen eşyanın sahipleri, yasal temsilcileri ya da vekilleri, Gümrük İdaresine bir giriş beyannamesi verirler. Bu beyannamede, sundurma giriş listesi ve antrepo beyannamesinin numara ve günü gösterilir.

        Eşyanın çıkışı sırasında, gümrük memuru, teslim kağıdını, vezne alındısını ya da izin belgesini eşya ile karşılaştırır. Uygun bulursa, teslim kağıdını ve çıkış fişini düzenleyerek işletme memuru ile birlikte imzalar. Bu fiş gümrük memurunda, teslim kağıdı da işletme memurunda kalır. Vezne alındısı ilgiliye verilir.

        Eşyanın teslimi, işletme memurlarınca teslim kağıdı ve çıkış defterine alınacak imza ile tamamlanır.

        Geçici olarak çıkarılacak eşya, çıkış defterine kaydedilmeyip gümrük memurunca düzenlenecek geçici çıkış fişlerinden izlenir. Eşyanın türü, çeşidi, nitelikleri, kap sayısı bu fişte gösterileceği gibi, ayrıca, gerekirse üzerine kurşun mühür de vurulabilir.

        ÇIKIŞ DEFTERİ:

        Madde 36 – Sundurma ve antrepolardan çıkarılan eşya sundurma ve antrepo çıkış defterlerine yazılır.    Bir günde çıkan eşyanın toplamı defterde gösterilir.

        Çıkış sıra numaraları, giriş sıra numaraları gibi verilir.

        TAMAMI BİR GÜNDE ÇEKİLEMEYEN EŞYA:

        Madde 37 – Çıkış işlemleri yapıldığı halde, tamamı bir günde çekilemeyen eşyanın sundurma ve antrepoda kalanı için işletme memuru, ilgilisine bir çıkış fişi verir.    Kalan eşyanın çıkışı bu fişle yapılır.

        AKTARMA VE TRANSİT EŞYANIN ÇIKARILMASI:

        Madde 38 – Aktarma ve transit edilmek üzere sundurma ve antrepodan çıkarılacak eşyanın beyannameleri işletme memuru tarafından görülür. Teslim kağıdı ve çıkış defterine eşya sahibi, vekili, ilgilisi ve görevli kolcunun imzası alınır ve kolcu gözetimi altında yükleneceği araca götürülür.

        TAŞITA ALINAMAYAN EŞYA:

        Madde 39 – Çıkış, transit ve aktarma eşyasının tamamı ya da bir bölümü, bunları götürecek olan taşıta alınamazsa, eşya, kolcu tarafından çıkarıldığı sundurma ve antrepoya geri götürülerek beyanname üzerine alınacak imza karşılığında teslim edilir; bu beyannameler Gümrük İdaresine verilir.    Böylece yeniden sundurma ve antrepoya alınacak eşya hakkında giriş hükümleri uygulanır.

        Sundurma ve antrepoya bu biçimde alınan eşyanın çıkışı, transiti ve aktarması yeniden beyanname verilmesine bağlıdır.

        Çıkış, transit ve aktarma eşyasının sundurma ve antrepolara alınmadan bir bölümünün ya da tamamının başka bir taşıt aracına yüklenmesi ya da eşya sundurma ve antrepodan çıkarılmadan yükleneceği taşıt aracının değiştirilmesi istenirse, Gümrük İdaresinden izin alınması gerekir.

        Bu durumda beyanname üzerinde gerekli düzeltme yapılır ve onanır.

        DEFTERLERİN ONAYLANMASI:

        Madde 40 – Sundurma ve antrepolarda, gümrük işlemleri için tutulacak defterlerin her sayfası Gümrük İdaresi ve işletme tarafından birlikte mühürlenir ve sayfa sayısı defterlerin sonuna yazılarak onaylanır.

        DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : SUNDURMALAR

        SUNDURMA:

        Madde 41 – Sundurmalar, yurt dışından gelen eşyanın, bir rejim beyanında bulunulmak üzere, konduğu yerlerdir.

        SUNDURMALARDA ARANACAK NİTELİKLER:

        Madde 42 – Sundurmalarda aşağıdaki nitelikler aranır:    a) Eşyayı her türlü dış etkilerden koruyacak biçimde güvenlikli bulunmak,

        b) Taşıtların durduğu, yanaştığı, indiği yerlere olanakların elverdiği ölçüde yakın olmak,

        c) Ufak ya da değerli eşyanın saklanmasına uygun özel rafları ve kilitli dolapları bulunmak,

        d) Kapları bozuk ve hasarlı eşyanın konması için kapalı özel yerleri olmak.

        Ağır ve havaleli eşya ile dış etkenlerden etkilenmeyen eşyanın konabileceği açık sahalar da Gümrük İdaresinin izni ile sundurma olarak kullanılabilir.

        SUNDURMALARA ALINMAYACAK EŞYA:

        Madde 43 – Aşağıda yazılı eşya ve maddeler sundurmalara alınmaz:    a) Yanıcı, parlayıcı ve patlayıcı maddeler,

        b) Bir arada bulundukları eşya için tehlike ya da zarar doğuran eşya,

        c) Korunması özel düzen ve tesislere gerek gösteren eşya,

        d) Gümrük İdaresince ülkeden çıkarılmasına izin verilmeyen yolcu beraberi eşya,

        e) Kaçak eşya.

        (a), (b) ve (c) fıkralarında yazılı eşya ve maddeler Bakanlıkça saptanır.

        SUNDURMA GİRİŞ LİSTESİ:

        Madde 44 – Sundurmaya alınacak eşya için işletmelerin boşaltma işleriyle görevli memurları ya da boşaltmayı yapan yetkili deniz, kara ve hava araçlarının sahipleri, kaptan, pilot, acenta, şoför, sürücü ya da yetkili adamları tarafından üç nüsha sundurma giriş listesi düzenlenip onanarak, biri işletmenin sundurma memuruna, ikisi de, varsa, hasar (rezerve) tutanakları da eklenerek, en çok 3 gün içinde Gümrük İdaresine verilir.    Bu listelerde, manifestodaki sıraya göre, konşimento ya da yük senedi numarası, eşyanın çeşidi, daralı ağırlığı, kapların sayısı, çeşidi, markası ve numarası, taşıtın adı ve sefer sayısı gösterilir.

        Mühürleri sağlam, orijinal, özel kaplara (konteyner vb.) ait giriş listeleri manifestolardaki beyana göre düzenlenir.

        BEŞİNCİ BÖLÜM : ANTREPOLAR

        ANTREPO:

        Madde 45 – Gümrük Kanununa göre, antrepo rejiminden yararlanmak isteminde bulunulan eşya, antrepolara alınır.

        GENEL ANTREPOLARDA ARANACAK NİTELİKLER:

        Madde 46 – Genel antrepo olarak kullanılacak binalarda aşağıdaki nitelikler aranır:    a) Eşyanın iyi saklanmasına, yangından korunmasına, kaçakçılığın önlenmesine elverişli olmak ve uygun yangın söndürme düzenine sahip bulunmak,

        b) Gümrük İdaresince kabul edilen giriş ve çıkış kapılarından başka kapıları ve çıkış yerleri bulunmamak,

        c) Öteki binalardan ayrı olmak,

        d) Deniz, demir ve hava yolları taşıtlarının yanaştıkları, durdukları, kalktıkları yerlerde ya da eşyanın taşıtla gönderilmesi sırasında, geçeceği yollar bakımından gümrük denetlenmesine uygun yerde ve durumda olmak,

        e) Eşyanın antrepo içinde kolaylıkla ve güvenle taşınmasına, istif edilmesine, tartılmasına, ölçülmesine, sayılmasına, yüklenmesine, boşaltılmasına yarayan teknik araçlarla donatılmış olmak,

        f) Bol ışık girecek biçimde yapılmış olmak, ayrıca aydınlatma düzeni bulunmak,

        g) En az bir muayene yeri bulunmak,

        h) Ufak ya da değerli eşyanın saklanmasına uygun özel rafları ve kilitli dolapları bulunmak,

        i) Kapları bozuk ve hasarlı eşyanın konması için kapalı özel yerleri olmak,

        k) Gümrük ve işletme memurlarının çalışma ve gözetimine elverişli özel yerleri olmak,

        l) Gereğinde, Bakanlığın izniyle içinde özel bölmeler, yıkama, temizleme ve sergileme yerleri açılmasına uygun biçimde yapılmış olmak,

        ÖZEL ANTREPOLARDA ARANACAK NİTELİKLER:

        Madde 47 – Parlayıcı, patlayıcı ya da bir arada bulundukları eşya için tehlikeli olan ya da korunmaları özel düzen ve tesislere gerek gösteren eşyanın konulacağı özel antrepolarda 46 ncı maddede yazılanlardan başka aşağıdaki nitelikler aranır:    a) İçine konacak eşya ve maddelerin özelliklerine göre korunmaları ve tehlikelerin önlenmesi bakımından gerekli teknik tesisleri ve araçları bulunmak,

        b) Sağlam bir duvarla ya da içerden dışarıya bir şey çıkarılamayacak biçimde kalın demir parmaklıkla kapatılmış olmak ve bu yer içinde gümrükle ilgisi olmayan tesisler bulunmamak.

        AKARYAKIT ÖZEL ANTREPOLARDA ARANACAK NİTELİKLER :

        Madde 48 – Akaryakıtlar için tesis edilecek özel antrepolarda 47 nci maddede öngörülenlerden başka aşağıdaki nitelikler aranır:    a) Sıvıların araçlardan tank ve depolara, buralardan araçlara kolaylıkla ve güvenle boşaltılmasına yarar teknik tesislerle donatılmış olmak,

        b) Tankların su boşaltmaya özgü ve bir kişinin içine girip temizlik yapmasına uygun bir deliği, biri sıvının tanka girmesi, öteki çıkması için iki ağzı, ayrıca tepelerinde üç ölçü deliği ve bu deliklerin yanına gitmeye yarayacak yakıt düz basamaklı ve iki tarafı korkuluklu ya da parmaklıklı bir merdiveni ya da bir köprüsü bulunmak, tanklar grup halinde ise üstlerinden birbirlerine aynı nitelikteki köprü ile bağlanmak,

        c) Sıvıların tanklara gönderilmesini ya da tanklardan çıkarılmasını sağlayan boruları tamamen toprak üstünde ya da üstü açık hendek içinde ve her tarafı kolaylıkla görülebilecek biçimde döşenmiş, antrepo içindeki yollardan geçirilmesi zorunlu ise üzerlerine konulacak demir kapları istenildiği zaman kolaylıkla açılıp, borular görülebilecek biçimde yapılmış olmak,

        d) Verici ve alıcı borular ayrı ayrı renklere boyanmış ya da işaretlenmiş olmak ve üzerlerindeki vana ve muslukları kurşun mühürle mühürlenebilecek biçimde yapılmış bulunmak,

        e) Alınan çıkarılan ve içinde bulunan akaryakıtın miktarlarını sürekli olarak gösteren teknik aygıt bulunmak,

        f) Gemilerden tanklara mal alınmasında beyaz mal (benzin, gaz, motorin) ve siyah mal (ince, orta ve ağır mazot) için ayrı ayrı ana giriş borusu bulunmak,

        g) Peşpeşe mal basma sistemi uygulanan antrepolarda ana giriş borusundan tanklara malın sevki için taşıtma merkezi (manifold) tesis etmek,

        h) beyaz mal için kullanılan ana giriş borusunda malın akışını ve rengini görebilmek için, ana borunun dağıtım merkezine yakın uygun bir yerine cam gözetleyicisi (sight glass), aynı borudaki malın niteliğini saptayabilmek için yaklaşık 100 metre uzaklıkta iki yerinde örnek alma yeri, boru hattındaki malın ikinci bir mal ile basılmasında, bu malların birleştiği yerde birinin kulübeye gelişini ihbar eden bir dedektörü bulunmak,

        i) Ağır mazot (heavy fuel oil) un konulduğu tankların ve boru hatlarındaki malın donmamasını ve akımını sağlamak amacıyla ısıtıcı (serpantin) bulunmak,

        k) Yerleşim ve ulaşım bakımından gerekli koşulları taşımak,

        ANTREPO BEYANNAMESİ:

        Madde 49 – Doğrudan ya da bir sundurmadan antrepoya konulacak eşya için sahipleri, vekilleri, yasal temsilcileri ya da taşıyıcılarınca Gümrük İdaresine üç nüsha antrepo beyannamesi verilir.    Bu beyannamede, eşyanın türü, çeşidi, niteliği, miktarı, kap sayısı, markası, numarası, değeri, daralı ağırlığı ile beyan sahibinin adı, soyadı, açık adresi ve imzası, eşyayı getiren taşıtın adı, firması ve seferi, manifesto numarası ve günü, eşyanın menşei, döküm halindeki eşyanın getirildiği taşıtın numarası gösterilir; beyan sahibince imzalanır.

        Eşyanın, varsa, faturası ve menşe şahadetnamesi gibi belgeleri de muayene memurunca incelendikten, beyannamenin numara ve günü bu belgelere yazılarak imzalandıktan sonra geri verilmek üzere antrepo beyannamesine iliştirilir.

        ANTREPOYA ALINMAYACAK EŞYA :

        Madde 50 – Aşağıda yazılı eşya ve maddeler antrepolara alınmaz:    a) Türkiye’ye girmesi, Türkiye’den transit geçirilmesi yasak olan eşya ve maddeler,

        b) Kaçak eşya ve maddeler,

        c) Üzerlerinde, kap ve sargılarında (sandık, balya, şerit, etiket vb.) Türkiye’de yapıldığını, Türkiye menşeli olduğunu sandıracak fabrika ya da ticaret markasını, adını, alametini, Türkiye’de bir yer adını, resmini, işaretini taşıyan yabancı ürün ve mamuller, (Bu hüküm Türkiye’deki bir yer adıyla aynı olan yabancı bir yer adını taşıyan ve bu yer adı altında yapıldığı ülke adı açıkça gösterilmemiş bulunan yabancı eşya hakkında da uygulanır.)

        d) Üzerlerinde, iç ve dış ambalajlarında üretildiği ya da yapıldığı ülkeden başka yabancı ülke ürün ve mamulü olduğunu gösteren ya da sandıran sahte ad ve alametler taşıyan eşya, (Bu tür eşyanın Türkiye’den transit geçirilmesine ya da aktarma edilmesine Bakanlıkça izin verilebilir.)

        e) Yerli ürün ve mamullerde kullanılmak üzere ve bunların yabancı menşeli olduğunu gösterecek ya da sandıracak, üzerleri yabancı dille basılı ya da yazılı, her türlü boş zarf, şerit, etiket, damga vb. eşya ile Türkiye’de düzenlenebilecek belgeleri yabancı ülkelerde düzenlenmiş gibi gösterebilecek, yabancı firmalara ait üzerleri imzasız da olsa boş faturalar,

        f) Sundurmalarda gümrüğe terkedilen ya da terkedilmiş sayılan eşya.

        EŞYA KAPLARININ MÜHÜRLENMESİ:

        Madde 51 – Eşyanın muayenesinden sonra ilgililerince istenirse, eşya kapları gümrükçe mühürlenir.    Durum antrepo beyannamelerinde yazılarak istek sahibi ya da yetkilisi ile gümrük ve antrepo memurları tarafından birlikte imzalanır.

        ANTREPODA YAPILABİLECEK İŞLEMLER:

        Madde 52 – Antrepolarda eşyanın iyi korunması ve ticari gerekler yönünden aşağıda yazılanlarla benzeri işlemlerin denetimleri altında yapılmasına Gümrük İdaresince izin verilir.    a) Kapların onarılması,

        b) Yenilenmesi,

        c) Eşyanın havalandırılması, kalburlanması, temizlenmesi,

        d) Büyük kaplardan küçük kaplara aktarılması ya da birleştirilmesi,

        e) Örnekler alınması, sınai nitelik taşımayan yeni çeşitler yapılması vb. işlemler.

        Kapları değiştirilecek, yenilenecek, ayrılacak, birleştirilecek, sağlamlaştırılacak eşya, antrepo memuru ve eşya sahibi ya da temsilcisinin önünde, gümrük muayene memuru tarafından muayene edilir. Yeni kapların üzerine eski kapların marka ve numaraları yazılır. Eşyanın eski kaplarıyla vergiye esas olan değeri antrepo beyannamesiyle giriş defterinde belirtilir ve birlikte imzalanır.

        TRANSİT EŞYASINA UYGULANACAK İŞLEM:

        Madde 53 – Transit edilmek üzere antrepoya alınmış eşyanın menşelerine bakılmaksızın birbirleriyle ya da ulusal eşya ile karıştırılması Gümrük ve Tekel Bakanlığının iznine bağlıdır.

        ALTINCI BÖLÜM : YOLCU SALONLARI

        YOLCU SALONLARININ NİTELİĞİ:

        Madde 54 – İşletmelerce, gümrük hizmetlerine ayrılmış yolcu salonlarında, gümrük işlemleri için gerekli tesis ve donatımın, taşıma, yükleme, tartma araçlarının gece görevlendirilen memurların yatmaları ve öteki gereksinmeleri için uygun yerlerin bulunması, buraların aydınlatma ısıtma, oturma, çalışma ve haberleşme olanakları yönünden yeterli olması gerekir.    Yolcu salonlarının yapım ve düzenlenmesinde Bakanlığın görüşü alınır.

        MUAYENE YERLERİ:

        Madde 55 – Yolcu eşyası, yolcu salonlarında muayene edilir. Buralarda ilgilisinin muayene sırasında eşyayı kolayca görebileceği muayene yerleriyle, üst muayenesinin yapılmasına elverişli kapalı bölmeler bulunur.    Salon yetersizliği gibi nedenlerle muayenenin geçici muayene yerlerinde ya da taşıt aracında yapılmasına gümrük idare amirince karar verilebilir.

        DEPOLAR:

        Madde 56 – İşletmeler, çeşitli nedenlerle hemen alınamayan ya da gümrükçe alıkonulan eşyanın konulması için, eşyanın niteliğine uygun olarak yapılmış, memurların çalışmasına ayrılmış bölmeleri bulunan yeteri kadar depoyu gümrük emrine verirler.

        HAMALLAR VE İŞÇİLER:

        Madde 57 – Yolcu salonlarında çalışacak hamalların tek tip elbise giymeleri, işletmelerce sağlanır. Elbisenin görülür bir yerine hamalın adını, soyadını ve numarasını gösterir fotoğraflı bir belge takılır.    Hamallık tarifesinin, salonların görülür yerlerine asılması sağlanır.

        Salonlarda görevli isçiler, muayene süresince, gümrük görevlilerinin emri altında bulunurlar, Salonlarda görev yapmaları sakıncalı görülen işçiler, gümrük idare amirinin isteği üzerine işletmece değiştirilir.

        ARABA BULUNDURMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ:

        Madde 58 – İşletmelerce salonlarda eşya taşınması için yeteri kadar araba bulundurulur. Bunların salon dışına, ancak taşıma aracının bulunduğu yerlere kadar götürülmesine izin verilir.

        YEDİNCİ BÖLÜM : YÜRÜRLÜK VE YÜRÜTME

        YÜRÜRLÜK:

        Madde 59 – 19 Temmuz 1972 günlü ve 1615 sayılı Gümrük Kanununun 50 nci maddesine dayanılarak hazırlanmış ve Danıştayca incelenmiş olan bu Tüzük hükümleri Resmi Gazete’de yayımı gününden beş ay sonra yürürlüğe girer.

        YÜRÜTME:

        Madde 60 – Bu Tüzük hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

    Kaynak:

     

     

     

     

     

     

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Yazar: kentvedemiryolu