Kent ve Demiryolu Menü

Kalıcı Başlantı:

1939 Erzincan Depremi’nde Demiryollarımız

(yorumlar kapalı)

Kara Haber 
Erzincan’da bir kuş var Kanadında gümüş yok. 

Gitti yârim gelmedi Gayrı bunda bir iş yok. 

Oy, dağlar, dağlar, dağlar… 

Aldı ellerine kanlı başını Karın ortasında Erzincan ağlar…

O ağlamasında kimler ağlasın…
Kar yağar lapa lapa Tipidir gelir geçer… 

Yan yana sırt üstü yatan ölüler 
Akşam olur tandıramaz Ateşini yandıramaz
Gün ağarır, şafak söker Kimsecikler gitmez suya. 

Ezilmiş başlarıyla ölüler Vardılar uyanılmaz uykuya. 

Ses edip geceye beyaz taşındanKışlanın saati çaldı ikiyi. 

Ne çabuk, lahzada bitti yaşamak. 

Kimisi altı aylık, 

Kiminin sakalı ak, 

Kimi on üç, on dört yaşında; 

Kimi yola gidecek, 

Kimisi mektup bekler 
Yan yana sırtüstü yatan ölüler…
Yayıkta yağ vardı, dövülemedi, 

Ak peynir torbaya koyulamadı, 

Hasret gitti ölüler Dünyaya doyulamadı…

Uyanıp kaçamadılar, Kuş olup uçamadılar, 

Açıldı kuyular kimse inemez. 

Erzincan Beygiri rahvandır amma

Ölüler ata binemez 
Yan yana sırtüstü yatan ölüler…

                      Nazım Hikmet

1939 depremi Türkiye tarihinin en büyük doğa felaketlerinden biri olarak kabul edilmektedir. 27 Aralık 1939 tarihinde saat 01.57’de gerçekleşen 7,9 şiddetindeki deprem 32.968 kişinin ölümüne ve 116.720 binanın hasar görmesine sebep olmuştur.  Erzincan ilinin depremde verdiği kayıp ise 15.600, yaralı sayısı ise 4.125 kişidir.  Deprem sonucu 2.684 ev yıkılmış, 10.712 ev ise hasar görmüştür.  Başta Erzincan olmak üzere Amasya, Yozgat, Çorum, Tokat, Sivas, Erzurum, Elazığ, Tunceli, Gümüşhane, Giresun, Ordu, Samsun ve Trabzon illerinde etkili olmuştur.

Mevsimin kış olması, ulaşımda yaşanan sıkıntılar bu kadar büyük bir kaybın yaşanması ve binlerce kişinin yaralı olarak enkaz altından çıkarılması çeşitli sorunları da beraberinde getiriyordu.

Depremde Erzincan postanesi yıkılmış, nöbetçi telgrafçılar hayatlarını kaybetmişlerdir. Erzincan İstasyonu’ndan da haberleşme hatlarının hasarlanması nedeniyle şehir dışı ile bağlantı kurulması mümkün olmamıştır.

Kemah İstasyon Memuru Cenan,  saat 06.30’da yazdığı, ancak hatların arızalı olması nedeniyle saat 11.00’ da Ankara’ya ulaştığı anlaşılan telgrafta depremi haber vermektedir:  “Saat ikide vuku bulan çok şiddetli yer sarsıntısından Alp-Kemah ve Dumanlı-Erzincan arasında hattın bazı noktalarında heyelan ve köprülerde çatlaklık olduğu tamirat şefliğinin telinden anlaşılmış, 1912 katar İstasyonumuzda tevkif olunmuştur. Dumanlı-Erzincan arasında telgraf muhaberesi olmadığı gibi Dumanlı İstasyonu da 104 numaralı telle Dumanlı-Erzincan arasında kilometre 800+902 de yolun 48 metre kadar heyelandan kapandığını bildirmiştir. Arızaların izalesine kadar 1912 katar istasyonumuzda bekleyecektir. Erzincan Valisi’nden alınan bir imdat telinde Erzincan şehrinin yer sarsıntısından bütün enkaz halinde olduğu ve muhabere imkânı muktezi (gerekli) malzemenin irsali (listesi) bildirilmiştir. Pek çok ölü ve yaralı olduğu işar kılınmıştır.”

Kemah İstasyon Memuru Cenan’ın telgrafından depremin oluşundan telgrafın yazıldığı saat olan 06.30’a kadar, tamirat şefliğinin Kemah- Erzincan arası demiryolunun tümünü olmasa da en azından Kemah-Alp ve Dumanlı-Erzincan arasındaki kontrolünü yaptığı, yapılan kontrolde; oluşan heyelan nedeniyle yolun bazı noktalarda kapalı ve köprülerde çatlaklıklar olduğunun tespit edildiği, Dumanlı İstasyonu tarafından da,  Dumanlı-Erzincan arasında heyelan nedeniyle yolun kapalı olduğunun ihbar edildiği, bu nedenlerle 1912 treninin yoldaki sorunların giderilmesine kadar, Kemah’ta bekletilmesine karar verildiği, Erzincan Valisi’nin de Dumanlı İstasyonu’na gelerek, depremin sonuçlarının çok ağır olduğunu belirtir imdat telgrafını verdiği anlaşılmaktadır.

Erzincan’dan haberleşme sağlayamayan Erzincan Valisi Osman Nuri Tekeli ve Üçüncü Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı General Muharrem Mazlum İşkora,   kentten yaklaşık 14 km uzaklıkta bulunan Dumanlı İstasyonu’na gelerek,  Erzincan depremi hakkında ilk açıklayıcı telgrafı çekmiştir.

“Bu gece saat iki raddesinde(kertesinde) çok şiddetli bir zelzele oldu. Bu zelzelede Hükümet konağı, ordu müfettişliği, ordu evi, postahane ve şehrin en sağlam binaları dahil olmak üzere bütün evleri ve dükkânları yıkılmıştır. Şehir baştanbaşa enkaz yığını halindedir. Kendilerini kurtarabilenler sokaklara dökülmüşlerdir. Şimdiden birçok ölü ve yaralı tespit edilmiştir. Birçok nü­fus enkaz altındadır. Pek az hasarata uğrayan ve zayiat vermeyen piyade ve topçu kışlalarından gelen askerlerle enkaz altında kalanların kurtarılmasına ve ötede beride başlayan yangının itfasına(söndürülmesine) çalışılmaktadır. Şehirde muhabere imkânı bulunmadığından bin müşkülâtla General İşkora ile birlikte Dumanlı İstasyonu’na gelinmiştir ve malûmat ancak oradan arz edilebilmiştir. Tümen Komutanı Akdoğan şehirde yardım işleri ile meşguldür. Şehir kâmilen(toptan) yıkılmış olduğundan ekmek ihtiyacı olduğu gibi enkaz altından kurtarılanların ve kurtarılacakların tedavileri için ilâç ve doktor ve halkı barındırmak için çok miktarda çadıra ihtiyaç vardır. Tahribat yalınız şehre münhasır(sınırlı) olmadığı, köylerde de geniş mikyasta (ölçekte) tahribat ve zayiat olduğu anlaşılmıştır. Bu hususta elde edilecek tafsilat arz edilecektir. Şehir muhaberesi temin edilenciye kadar Dumanlı İstasyonu vasıtasıyla muhabere edilecektir.”

Deprem haberinin ilk verildiği Dumanlı İstasyonu

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı) Dr. Hulusi Alataş, depremin meydana geldiği gün saat 15.00’de toplanan Meclis oturumunda deprem bölgelerinden gelen telgrafları okumak suretiyle milletvekillerine deprem faciası ve alınan ilk önlemler hakkında bilgi vermiştir. Gümüşhane Milletvekili Hasan Fehmi Ataç’ta söz alarak “Muhterem vekil, müsaade buyurursanız bir nokta arz edeceğim. Telgraf vermek için telgrafhaneye gittim, dediler ki, dâhilî hatların Refahiye’den ilerisi, sahil hatlarının da Samsun’dan ilerisi münkatidir(kesiktir), telgrafını ancak bu ihtirazî(çekince) kayıdla alırız. Demek ki, bu malûmat demiryolu telgraf hatları ile alınmıştır. Demiryolu olmayan vilâyetlerden hiç bir haber alınamadığına göre acaba Diyarbakır, Bitlis, Van üzerinden, Erzurum tarikle(yoluyla) Trabzon ve Gümüşhane ciheti ile muhabere imkânı yok mudur?” diyerek depremin olduğu günkü ülke haberleşme sisteminin durumunu açıklamıştır.

Cumhuriyet Gazetesi. 28.12.1939 Tarihli

Mecliste yapılan görüşmeler sonucu, Meclis Reisi Abdülhalik Renda başkanlığında Milli Yardım Komitesi oluşturulmuştur. Ayrıca, bütün vilayet ve kaza merkezlerinde de yardım komitesinin şubelerin kurulmasına karar verilmiştir. Komite, 28 Aralık günü yayınladığı beyannamede; “ Facianın ıstıraplarını, ancak, süratli, toplu ve umumi bir yardım seferberliği ile hafifletebiliriz. Unutmayınız ki binlerce vatandaşımız kara kış ortasında açıktadır. Ekmeğe, yuvaya ve her türlü eşyaya muhtaçtırlar” diyerek halkı seferberliğe davet ediyordu.

Erzincan depreminden demiryolları vasıtasıyla haberdar olan Hükümet, bölgeye yardım ulaştırmaya, komşu illerden deprem bölgesine, ilk aşamada ihtiyaç duyulan malzemelerin gönderilmesine çabalamıştır. Mevsimin kış ve havanın karlı olması nedeniyle karayolu ile ulaşım imkânsız hale gelmiş adeta demiryolu tek seçenek olarak kalmıştır.

Vekil Alataş’ın Erzincan için ilk aşamada yapılacak yardımla ilgili olarak Meclis’te milletvekillerine verdiği bilgide de yardımın demiryolu ile nakli söz konusudur:

“ Erzincan  vilâyetine: (..) Erzurum ve Sivas’tan ekmek, un tertip edilmiş, Erzurum’dan eczayı tıbbiye ve malzemei sıhhiye ile birlikte iki sıhhî heyet;  (..)  tertip edilmiştir. Bu akşam Erzurum’dan hareket edecek olan trenle Erzincan’a tertip edilmiş olanlar yola çıkacak, Sivas’tan tertip edilenler de sabaha kar­şı hareket edecek bir trenle yola çıkarılacaktır.”

28 Aralık günü depremden tam 32 saat sonra demiryolu mühendislerinden Salâhaddin Sarp, drezinle Kemah’tan Erzincan’a kadar gitmiştir. Köprülerdeki hasarlar çok önemli olmadığından aynı gün tamirleri bitirilmiş ve Kemah-Erzincan arası demiryolu ulaşıma açılmıştır. Salâhaddin Sarp ile  Erzincan’a giden İnşaatçı Ali gördüklerini anlatıyor: “ Bazı yerlerde drezini kendimiz taşıyarak ayın 28’inci günü sabah şehre girdik. Bütün resmi ve hususi binalar yıkılmıştı. Çarşı ile civarındaki binalar yanıyordu. Şehirde mucize kabilinden kurtulabilenlerin birbirine yardıma dahi takati yoktu. İstasyon müdürü yaralı olduğu halde, bazı arkadaşları ile ele geçirdiği yaralıları orada bulunan marşandize yerleştirmeye çalışıyorlardı.”

Deprem haberinin Ankara’ya ulaştırılmasını sağlayan Kemah İstasyonu’nun işletmeye açılış töreni

Dâhiliye Vekili (İçişleri Bakanı)  Faik Öztrak ve Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Hulusi Alataş, 28 Aralık saat günü 09.40’ta Ankara’dan hareket eden bir trenle, felâket bölgesine doğru yola çıktılar. Vekiller bir yandan trenle seyahat ederlerken, diğer yandan da demiryolu telgraf sistemi yardımıyla, talimatlar vermekte veya bilgi almaktadırlar.

Vekilleri taşıyan tren Kayseri İstasyonu’na geldiğinde Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili Dr. Hulusi Alataş’a verilmek üzere hazırlanan telgrafta, Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekilliğinden Dr. Osman İsmet Temizer saat 17.00’a kadar deprem bölgelerinden elde edilen bilgiler ve yapılanlar hakkında açıklamada bulunmuştur. Telgraf, aynı zamanda haberleşmenin sağlanmasında ve yardımların ulaştırılmasında demiryolunun önemini göz önüne seriyor:

“(…) Sivas Valisi, bir otomobil ve on kamyon alarak saat 10.10 da Sivas’tan hareket eden bir imdat treninin Divrik’ten (Divriği’nden) de 5 kamyon, 1 sandık acil sağlık malzemesi ve 2.000 kg ekmek alarak Erzincan’a gideceğini ve trende 280 amelenin bulunduğunu, Dördüncü Umum Müfettişlikten alınan bir telgrafta Erzincan istasyon binası ve müştemilatında hasar olmadığı, telefon telleri ve makineleri bozulduğundan icap eden yerlerden bu levazımın istenildiği, Erzurum’dan beklenen trenin Sansa Boğazı’na gelmediği, Elazığ’dan bugün ki trenle Erzincan’a 2.000 ekmek, 1 kamyon, 1 hasta nakliye otomobili, 1 doktor ve kâfi miktarda ilaç gönderildiği, Saat 14.40’ta Devlet Demiryolları vasıtasıyla Erzincan Valisi’nden alınan telgrafta (…) henüz hiçbir yerden imdat treni gelmediği, Kemah ile Erzincan arasındaki tren yolunun bozuk kısmının tamirine çalışıldığı Erzincan ile Tercan arasındaki köprülerden birinin bozuk olduğu, Erzurum Valisi’nin 27 Aralık tarihli bir telgrafında sıhhiye müdürünün reisliği altında 3 doktor, 2 sıhhat memuru, 2 hastabakıcı ve 3 kâtipten mürekkep 2 ekibin saat 19.00 treni ile Erzincan’a gönderildiği ve ekiplerde çadır, battaniye, sedye gibi levazımdan başka halkın teberrü(bağışladığı)  ettiği bazı erzak ta bulunduğu ve 9 uncu Kolorduca ayrıca ihraz(elde) edilen 54 çadır lüzumu kadar erzak ve mualece ile 2 askeri doktor ve hastabakıcının aynı trenle Erzincan’a gönderildiği, (…)  Saat 16.30’da alınan Erzurum Valisi’nin bugün ki telgrafında Erzurum’dan tahrik edilen imdat treninin gece Erbaş İstasyonu’nda kaldığı ve bu sabah çekilmek suretiyle Tunceli İstasyonu’na kadar gönderilmiş ise de orası ile Erzincan arasındaki yol bozuk olduğundan trenin ileri gidemediği ve bunun üzerine Tunceli İstasyonu’na Erzurum’dan 15 kamyon gönderildiği, bunların trendeki heyeti ve levazımı alarak 32 kilometre mesafedeki Erzincan’a götürecekleri(…)”

29 Aralık günü Sivas İstasyonu’na ulaşan Dâhiliye Vekili Faik Öztrak, Başvekâlet üzerinden Hatay, İçel, Gaziantep, Urfa, Maraş, Malatya, Diyarbakır, Elazığ, Kayseri, Sivas ve Erzurum Valiliklerine bir telgraf göndererek, adı geçen şehirlerden her gün Erzincan istikametine hareket edecek tren katarlarına asgari 2.000, azami 2.500 kg ekmeğin yüklenerek Erzincan’a gönderilmesi, ayrıca adı geçen şehirlerden temin edilecek diğer gıda maddelerinin de trenlere eklenmesini istemekteydi.

Deprem sonrası ülkenin her yerinde yardım kampanyaları başlatılmış, yaraların sarılmasına çalışılmıştır. Bu yardımlar ve dayanışma ülkemizle de sınırlı kalmamış, Dünyanın dört bir yanından yardımlar yapılmıştır.

Dâhiliye Vekili Y. Nazif Ergin imzalı, deprem bölgesindeki vilayet ve umumi müfettişliklere yazılan, bir sureti de Sivas’ta bulunan Dâhiliye Vekili Faik Öztrak’a sunulan telgrafta, Valilerden felaket mıntıkalarındaki felaketzedelerin yıkılmamış evlerde misafireten barındırılmaları, bu da mümkün bulunmayan yerlerde misafir olarak barındırılmayan ailelerin depreme maruz kalmayan ya da depremin etkilemediği şehir, kasaba ve köylere nakillerinin göz önünde tutulması istenilmiştir.

Akşam Gazetesi (30.12.1939)

 Vekilleri taşıyan tren, Sivas’tan sonra kötü hava ve tabiat koşulları ile mücadele etmek zorunda kalmıştı. Karagöl İstasyonu’na 700 metre mesafe kalıncaya kadar ilerleyebilen tren daha fazla devam edememiştir. Kara saplanan tren lokomotifinin tekerleri yoldan çıkarak demiryolu deyimiyle deray etmiştir. Sivas’tan getirilen imdat lokomotifi ile tren dizisi 12 kilometre gerideki Eskiköy İstasyonu’na geri çekilmiştir. Şiddetli soğuk ve fırtına nedeniyle çalışmalar sık sık kesintiye uğramıştır. Lokomotifin derayı ancak 13 buçuk saat sonra kaldırılabilmiş, tren harekete hazırlık çalışmaları yaparken bu defada trenin furgonu deray etmiştir. Gece zorunlu olarak Sivas’a 64 km uzaklıkta bulunan Eskiköy İstasyonu’nda geçirilmiştir.

Kötü hava koşulları ile mücadele eden sadece Vekiller değildir. Eskiköy İstasyonu’nda mahsur kalan Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili Dr. Hulusi Alataş’a iletilen, Erzurum Valiliği’nden gelen bir telgrafta;  “Tunceli İstasyonu’nda kalan trendeki imdat ekiplerini, malzemeyi ve erzakı alarak Erzincan’a götürmek üzere yola çıkarılan on sekiz kamyonun Aşkale ilerisinde kara saplandıkları ve fakat yolun açtırılarak akşama kadar Erzincan’a vasıl olabilecekleri, trenle yeniden Erzincan’a ekmek ve erzak sevk edildiğinin bildirildiği” belirilmiştir.

29 Aralık günü ilk imdat treni Erzincan’a varmış, yine aynı tarihte ilk yaralı treni de Erzincan’dan Sivas yönüne hareket etmiştir.

Erzincan-Sivas demiryolunun Eskiköy-Karagöl istasyonları arasında kapalı olması, yaralıların Sivas’a naklinde sorun yaşanmasına sebep oluyordu.  29 Aralık günü Erzincan’dan Sivas’a tertip edilen, birinci kafile yaralı ve hastaları taşıyan tren bu nedenle Çetinkaya İstasyonu’nda kalmıştı. Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili Dr. Hulusi Alataş, yolun ne zaman açılacağının kesin olarak bilinmemesi nedeniyle birinci kafile hasta ve yaralıları taşıyan trenin açık bulunan Çetinkaya-Malatya demiryolundan Diyarbakır’a gönderilmesini, durumu çok ağır yaralıların Malatya ve Elazığ hastanelerine bırakılmalarını, Malatya ve Yolçatı İstasyonlarında hasta ve yaralılara gereken yardımların yapılması ve sıcak bir şeyler yedirilmelerini isteyerek, yol açıldığı takdirde ikinci kafilenin Sivas’a gönderileceğini, aksi halde yine Diyarbakır’a sevk edileceklerini Başvekâlete (Başbakanlığa) ilgili Valiliklere, 1. ve 4. Umum Müfettişlikleri ve Malatya Demiryolu İşletme Müdürlüğüne telgrafla bildiriyordu.

Dördüncü Umum Müfettişi’nin içinde bulunduğu imdat treni 29 Aralık günü saat 22.00’de Erzincan’a gelebilmiştir. 30 Aralık günü ise Ankara’dan hareket eden bir özel trenle Erzincan’a 300 yataklı, çadırlı imdat hastanesi gönderilmiştir.28 Aralık günü Ankara’dan yola çıkan, ancak lokomotifin kara saplanması nedeniyle Eskiköy İstasyonu’nda beklemek zorunda kalan Vekilleri taşıyan tren yolun açılması üzerine 30 Aralık günü saat 21.15’te Eskiköy’den,  saat 24.00’da Çetinkaya’dan hareket etmiştir. Ankara’dan hareketinin 73’üncü saatinde 31 Aralık günü saat 11.00’da Erzincan’a ulaşmak mümkün olmuştur.

Deprem sonrası Erzincan İstasyonu’nda şehirden ayrılmak için tren bekleyenler

Deprem sonrası Erzincan İstasyonu

Erzincan merkezli depremin meydana geldiğinde Anadolu seyahatinde bulunan Reisicumhur (Cumhurbaşkanı) İsmet İnönü, olaydan üç gün sonra Erzincan’a giderek felaketzedelere destek olmaya çalışmıştır. 31 Aralık günü saat 13.00’da Erzincan’a ulaşan İnönü’yü taşıyan treni birkaç saat önce Erzincan’a ulaşabilen Dâhiliye ile Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekilleri karşılamıştır.

Reisicumhur İnönü, Erzincan’a varmadan önce demiryolu güzergâhında bulunan ve depremden etkilenmiş olan Kemah’ta trenden inerek halkla sohbet eder. Gazeteci Mekki Said Esen, trenle İnönü’nün yurt gezisini takip eden gazetecilerdendir. Gazeteci Esen, Kemah İstasyonu’nda felaketzede bir yurttaş ile İnönü’nün sohbetini anlatıyor:

“Kemah’ta Reisicumhurumuz trenden indiler. Zelzelenin tahribatı hakkında sualler soruyorlardı. Kalabalık arasından birinin Erzincan’ın feci vaziyetini bildiği, konuşmalara gösterdiği alakadan anlaşılıyordu. Milli şefimiz kendilerini çağırdılar: – Oradan mı geliyorsun? – Erzincan’dan geldim. Gene Erzincan’a gidiyorum. Katilden altı buçuk seneye mahkûmum. Hapishane başımıza yıkıldı. Kurtulabilen arkadaşlarla vakit kaybetmeden enkazı temizlemeğe koyulduk. Bazı taraflarda yangın başlamıştı. Biz ancak yakından sesi gelenleri kurtarabiliyorduk. Daha derinde kalanlara gücümüz yetmiyordu… – Buraya niçin geldin? – Çocuklarım Kemah’ta otururlar. Köyümüz de zelzeleye uğradı. Müddeiumumiden (Cumhuriyet Savcısı) izin alarak onları kurtarmaya çıktım. – Çocuklarına bir zarar olmuş mu? Mahkûmun yüzünde acı bir tebessüm belirdi. Başını önüne eğdi, sadece: – Sen sağ ol Paşam! Dedi.”
Gazeteci Mekki Said Esen, deprem felaketi sırasında canla başla arama kurtarma çalışmalarına katılan mahkûmlarla ilgili yardım ekiplerinin birisinin şefinin tanıklığını da yazısına taşıyor:
“Akşam karanlığı çöküyor. Az ileride toplanarak, sıraya girmiş adamlar gördük: Erzincan hapishanesinden sağ çıkan mahkumlar! Hepsi açıktalar, sabahtan akşama kadar enkaz arasından insan kurtarmaya çalışıyorlardı. Bugünkü işlerini bitirerek, tam saatinde Savcının karşısında toplanmışlar. Birer birer sayıldı: Tamam ! Bir mahkum : – Tamam, tabii, dedi. Böyle günde eksilen yalnız hapishaneden değil, millet hizmetinden, kardeşine yardımdan, insanlıktan kaçmış olur. Bu ise alçaklıkların en büyüğüdür ve katil de olsa, hiçbirimizin suçu böyle bir cinayetten daha ağır olamaz”
Depremi takip eden günlerde, arama-kurtarma çalışmaları sırasında Erzincan ve ilçelerinde bulunan cezaevlerinde yatan ve depremden sağ kurtulabilen mahkûmlardan da yararlanılmıştı. Reisicumhur İnönü’de mahkûmlarla ilgili tanıklıklardan ve mahkûmların özverili çalışmalarından çok etkilenmiştir.  Deprem nedeniyle yıkılan cezaevlerinde bulunan ve enkaz kaldırma çalışmalarına yardım eden mahkûmların bu çabaları nedeniyle ödüllendirilmelerine karar verilmiştir. TBMM’de kabul edilen 19 Nisan 1940 tarihli 3804 no’lu 27 Kânunuevvel(Aralık) 1939 Tarihinde ve Müteakip Günlerde Vukubulan Zelzelede Felâkete Uğrayanların Kurtarılmasında Fevkalâde Hizmetleri Görülen Bazı Mahkûmların Cezalarının Affı Hakkında Kanun ile Erzincan, Şebinkarahisar, Alucra, Fatsa, Erbaa ve Niksar cezaevlerinde kalan 241 mahkûmun cezalarının beşte dördü ve para cezaları affedilmiştir.
Reisicumhur İnönü, Erzincan’daki incelemelerinden sonra saat 16.30’da depremden zarar gören Amasya ve Tokat illerine gitmek üzere trenle Erzincan’dan ayrılır. Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Hulusi Alataş ve Dâhiliye Vekili Faik Öztrak ise ertesi gün erken saatlerde trenle Erzincan’dan ayrılırlar.
Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Hulusi Alataş, ertesi gün Başvekâlete sunulmak üzere hazırladığı Erzincan Zelzelesi Hakkında Mahallinde Yapılan Tetkiklere Dair Rapor’da çok ayrıntılı bilgiler vermektedir:İstasyondaki harap olmuş binalardan ikisinde muvakkatten yaralı koymaya az çok müsait bulunan bir iki odaya hastaneden kurtarılan karyola ve yataklar konulmuş ve toplatılan yaralılar buralara yatırılarak ilk pansumanları yapılmış, kendilerine sıcak bir yemek verilmiş, sevke amade bulundurulmuşlardır. Bu imdat heyetlerinin tekmil azaları kurdurulan beş mahruti çadırda barınmakta iseler de 31.12.1939’dan itibaren bir vagon tahsis ettirilmiştir. (..)Ankara’dan hazırlatılmış bulunan birer tabip ile kafi yardımcı personel ve malzemeden mürettep ikinci ve üçüncü sıhhi imdat ekipleri de 31.12.1939’da gece saat 23’de Erzincan’a muvasalat etmişlerdir. (..) Mevsim ve iklim çok gayri müsait ve soğuktur, sıhhi imdat heyetleri azası da 31.12.1939 tarihine kadar mahruti çadırlarda barınmakta idiler, bunların emrine muvakkaten bir vagon verdirilmiş ise de gayri kâfidir. Gerek bu heyetlerin ikameti ve gerek vilayetin sair vazifedarlarının ikametleri ve çalışmaları için Erzincan’a derhal muntazam ısıtılabilecek teşkilatlı iki A-B vagonu gönderilmesi arz edilmişti ki bunun çok acele olarak temini zaruri görülmektedir. (…) Halktan bir kısmı istasyondaki boş vagonlara yerleştirildiğinden, mevcut makas ve hatlarda manevra kabiliyeti azalmıştır, bunların bir kısmı da ihdas edilmekte bulunan çadırlı kamplara alınarak bu mahzurun izalesine çalışılmaktadır.(…)   Erzincan felaketini haber alan ve burada yakınları ve alakaları bulunan birçok vatandaşlar her gün ki trenlerle Erzincan’a gelmektedirler. Ez cümle(örneğin) 31.12.1939’da  bu suretle  500 kişi gelmiştir. Bunlar da mevcut iskân sıkıntısına müessir(neden) olmaktadırlar. Bunlardan birçoğu aileler efradını ölmüş veya yaralı olarak sevk edilmiş bularak avdet etmek istemektedirler. (…) Erzincan iklimi sert ve mevsim çok gayrı müsaittir. Bilhassa daha kuvvetli soğukların İkinci Kanun(Ocak) ve Şubat aylarında olması muhtemeldir. Bu mevsimde çadırlar altında bir kısım hastalıklara maruz kalabilecek olan halktan bir kısmın muvafakatten daha müsait yerlere gitmelerini kolaylaştırmak ve temin etmek faydalı olacaktır. Sivas 1000, Divrik 1500, Kayseri 1000 nüfusu bir ay müddetle misafir etmeyi taahhüt etmişlerdir.(…) Halktan isteyenlerin bir kısmının buralara gönderilmeleri ve arzu edenlerinde memleketin diğer yerlerindeki akrabaları yanlarına gitmelerini kolaylaştırmakta fayda vardır.(…) gerek bunların sevklerini temin etmek ve gerek her gün akrabalarını aramak üzere muhtelif sahalardan Erzincan’a gelen yüzlerce vatandaşın avdetlerini kolaylaştırmak üzere bir müddet için her gün Erzincan’dan iki, üç tren hareket ettirilmesi imkânının elde edilmesi lazımdır. İşletme müdürü ile yaptığım temasta demiryolu memur ve müstahdemlerinden bir kısmının öldükleri, bir kısmının aileleri öldüğü cihetle ruhen perişan bir halde bulunmaları dolayısıyla yevmiye birkaç tren kompoze etmek müşkül olduğundan ancak gelecek trenlerin kompozisyonu tam olarak gelirlerse tahriklerinin kolay olacağını bildirmiştir. Zelzele sahasındaki bilumum şimendifer memurlarının birçokları ailelerini kaybetmiş ve bir kısım arkadaşlarını da kaybettiklerinden vazifelerinin çoğalmış olmasına rağmen büyük bir feragatle gece ve gündüz fasılasız bir gayretle çalıştıklarına şahit olduğumuzu da buradan şükranla teberrüz ettirmek isterim.(…) 30.12.1939 tarihi akşamına kadar üç kafile halinde Diyarbakır, Malatya-Elazığ, Sivas hastanelerine üç kafile halinde 342 yaralı sevk edilmiş, 31.12.1939 gecesi yarısına kadar sevk merkezinde ancak 50 kadar yaralı toplanmış ve bunlarda Dördüncü kafile olarak Erzurum’a sevk edilmişlerdir.(…) 31.12.1939 akşamı saat 23.00’da İstanbul’dan Erzincan’a gelen trenle yerli ve ecnebi gazetecilerden ve sinemacılardan mürekkep bir heyet Erzincan’a muvasalat etmiştir.”

Depremin ardından bölgedeki yakınlarını ve akrabalarını merak eden birçok kişi Erzincan’a ulaşmak için çaba gösteriyordu. Bu durumun arama-kurtarma ve yardım faaliyetlerini aksatacağı düşünüldüğünden, enkaz ile hayatlarını kaybedenlerin cenazelerinin kaldırılması, asayiş ve umumi sıhhatin korunmasını temin gerekçesiyle Münakalat Vekilliği’nin 3 Ocak 1940 tarihli teklifi üzerine ikinci karara kadar Erzincan’a gidilmesi ve demiryolu vasıtasıyla yolcu nakli İcra Vekilleri Heyeti’nce yasaklamıştır. Ancak bu yasak çok uzun sürmeyerek 22 gün sonra kaldırılacaktır. Tedavilerine başlanan Erzincanlıların büyük bir kısmı ile barınma sorunu yaşayanlar hem şehrin olanaklarının yetersizliği hem de şehirde barınacak çok az sayıda bina kalmasından ötürü trenlerle büyük şehirlere özelliklede hava sıcaklığı göz önüne alınarak güney illerine gönderildiler.

Felaket mıntıkasından haber yapmak için Erzincan’a gelen Ulus Gazetesi Muhabiri Kemal Zeki Gençosman,  trenle dönüş sırasında gördüklerini anlattığı yazısı depremin yaşanmadığı bölgelerdeki insanların nasıl içten bir şekilde felaketin acısını yaşadıkları ve depremzedelere yardım ettiğini anlatıyor:
“…Erzincan’dan dönerken trenimizde birçok da yaralı ve yarasız biçare vardı. Küçük ara İstasyonlarda, yakın köylülerin trene nasıl hücum ettiklerini, ineklerinin o sabahki sütünü, bakır maşrapalarla hastalara ve çocuklara dağıtmak için birbirleriyle nasıl yarış ettiklerini, üçü beşi bir araya gelerek kaynattıkları sıcak çorbaları için sızlandıklarını, üstlerinden paltolarını çıkararak yaralıların üstüne ne büyük feragatle serdiklerini gözlerimle gördüm… Şu acıklı günlerimizde teessürümüzü hafifleten tek nokta da bu millet evlatlarının gönüllerindeki ileri vatandaş duygusunun sıcaklığı ve tesellisidir.”

Depremde yaralanan bir kadının trene bindirilmesiDepremde hasar gören ve öğrencilerinin bir kısmını kaybeden Erzincan Askeri Orta Mektebi’nden sağ kurtulan 200 öğrenci ile okulun subay ve öğretmenlerinden oluşan 50 kişilik kafile trenle Erzincan’dan Konya’ya gönderildiler.

Depremden pek tabidir ki demiryolcularda zarar görüyordu. İstasyonun yanı başındaki beton evinin çatısı ve bütün duvarları çöktüğü halde 9 kişilik ailesiyle sağ kurtulan Hareket Müfettişi Rifat, deprem felaketini demiryolundan verdiği örnekle anlatıyor: “ Bir tren çok süratli giderken nasıl birden bire fren yapar da içindekiler birbirinin üzerine yuvarlanırsa, bu zelzelede de ayni vaziyet oldu. O ne müthiş bir sarsıntı idi. Bir dakika içinde kendimizi enkaz altında bulduk.”

Fakat İstasyon Şefi Hasan Fehmi, Hareket Müfettişi Rifat kadar talihli değildir. Hasan Fehmi’nin yaşadığı drama şahit olan Gazeteci Nusret Safa Coşkun tanıklığını köşesine şöyle taşıyordu:“İstasyon Şefi Hasan Fehmi’nin ailesinden hiçbir kimse kurtulmamıştı. Bu felaket karşısında deliye dönen zavallı Hasan Fehmi birkaç amale alarak hiç olmazsa sevgililerinin ölülerini çıkarmak için enkazı eşeliyor. Bu sırada bir inilti duyuyorlar. Faaliyet artıyor. ben yetiştiğim zaman yavru babasının  kolları arasında idi. Babası:- Allahım çok şükür, bir tanesi bana kaldı!. Diye sevincinden yavrusunu bağrına basmış istasyona koşuyordu.”Sivas-Erzurum demiryolunun Erzincan-Erzurum kesiminde üç, karayolunda ise bir köprü inşaatını yapan STFA’nın kurucularından Feyzi Akkaya’da demiryolcu kayıplarını ve deprem sonrasında gördüğü Erzincan’ı anlatıyor:

“ Bu depremde başta sevgili kontrolümüz Kubas Ferit, şube şefimiz Mecit Bey olmak üzere birçok arkadaşımızı genç yaşlarda kaybettik (…) Erzincan’ın hali yürekler acısıydı… Yıkılmayan, yalnız istasyon binası ile genelev kalmıştı. Ayhan’ın evi, Kubas Ferit’in evi, Çağatay’ın evi, Cemil’in evi, hepsi yerle bir olmuştu. Enkazın üzerinde kediler tünemişler, sanki yas tutuyorlar… Erzincan’dan son defa olarak elimizde enkaz altından çıkardığımız “facit” hesap makinesiyle, hiç konuşmadan ayrıldık.”

Demiryollarının Erzincan’la tanışması bir yıl olmuştu. Demiryolu ile ilgili işler devam ettiği için Erzincan’a çalışamaya gelenlerde deprem felaketine maruz kalmışlardı. Bunlardan biriside depremden yaralı olarak kurtulup, Haydarpaşa Numune Hastanesinde tedavi görmekte olan Erzincan lokomotif binasının demir aksamında çalışan İnşaat ustası Arif’tir. Arif, yaşadığı felaketi anlatıyor:
“Ben Beşiktaşlı Yahya, Hayri ve ayni inşaatta çalışan amale Zeynel’le beraber dört kişi Erzincan’da ki Ankara Oteli’nin bir odasında yatıyorduk. O gece ani bir sarsıntı ile bina çöktü. Ayağım tam on saat enkaz altında kaldı. Yetişen askerlerin gayreti sayesinde kurtulabildim. Amale Zeynel derhal öldü. Diğer arkadaşlarımın akıbetinden haberim yok.”

Erzincan’a gönderilen inşaat malzemesinin vagondan indirilmesi

Kısa süreli kapalı kalmanın dışında demiryolları ile yaralı ve hastalarının barınmaları için uygun yerlere nakilleri trenlerle yapılırken, Erzincan’da çalışan görevliler ile burada barınmaya devam edenlere yardım malzemeleri de yine trenlerle taşındılar. Deprem sonrasında Erzincan’ın tekrar ayağa kaldırılması çalışmalarına başlandı. Bir yandan yeni şehrin kurulacağı alan tespit edilirken, diğer yandan da kamu binalarının ve felaketzedeler için konutların yapılmasına geçildi. Buda Erzincan’a işgücü ve malzeme naklini zorunlu olarak gerekli kılıyordu.Erzincan’da her ne kadar istasyon binası ayakta kalabilen ender binalardan birisi ise de diğer demiryolu binalarında meydana gelen hasarların tamir edilmeden iskanı mümkün bulunmadığından takriben 170 000 lira keşif bedeli işin dağınık olması ve bir müteahhit marifeti ile yaptırılmasının da imkansız bulunması gerekçesiyle bahsi geçen tamir ve takviye işlerinin, gerekli olan malzemesi 2490 sayılı kanun hükümlerine göre temin edilmek koşuluyla emaneten yaptırılması hakkındaki kararname İcra Vekilleri Heyetince 3 Nisan 1940 tarihinde kabul edilmiştir.
Havaların ısınması ve çadırlarda kalmanın da mümkün hale gelmesi nedeniyle topraklardan ve depremde kaybettiklerinden uzakta bulunan felaketzedelerin Erzincan’a dönüş istekleri de başlamıştır.  Bunun üzerine Başvekil Refik Saydam imzalı bir telgrafla; Erzincan felaketzedelerinden iskân mıntıkası kabul edilen Hatay, İçel, Seyhan, Malatya, Gaziantep, Kayseri, Maraş vilayetlerinde bulunanlarla, iskân mıntıkası haricindeki vilayetlere kendi arzuları ile gitmiş ve yerleşmiş olanlardan Erzincan’a dönmek isteyenler 1 Temmuz 1940 tarihinden itibaren yığılmaya meydan verilmeksizin Erzincan Valiliği ile irtibata geçilerek kafileler halinde aralıklarla Kızılay hesabına Erzincan’a gönderilmelerine karar veriliyordu. Buna göre, Erzincan’a dönmek isteyen felaketzedelere vilayetlerde Valiler kazalarda kaymakamlar tarafından verilecek vesikalar üzerine Devlet Demiryolları İdaresince Kızılay Cemiyeti Umumi Merkezi hesabına kaydedilmek suretiyle tren ve bagaj ücretleri peşin ödenmeksizin nakil edilmeleri sağlanacaktı.Yine 10 Temmuz 1940 tarihinde, “Erzincan ve Erzincan Yer Sarsıntısından Müteessir Olan Mıntıkaya Yardım İçin Yapılan ve Yapılacak Olan Her Nevi Nakliyattan Alınacak Ücretlere Dair Kanun”, TBMM’nde kabul edilmiştir. Kanunun birinci maddesinde deprem bölgesine yardım için Kızılay tarafından yapılacak her türlü yolcu, eşya ve hayvan nakliyatında Devlet Demiryolları ve Limanları İşletmesi Genel Müdürlüğünce umumî tarifedeki nakil ücretleri üzerinden üçte iki ve Devlet Limanları İşletme İdaresince yükleme, boşaltma ve aktarma ücretlerinden yüzde otuz nispetinde tenzilât yapılır” hükmü getiriliyordu.Sivas-Erzurum demiryolunun ilk kazması Sivas Kongresi’nin toplandığı günün yıl dönümü olan 4 Eylül 1933 tarihinde Sivas’ta vurulmuştur. Sivas-Erzurum demiryolu inşaatı Nuri Demirağ ve ortaklarının oluşturduğu bir konsorsiyum tarafından1933 yılında başlanılmış 1939 yılında inşaat tamamlanmıştır.İlk tren Erzincan’a 8 Ekim 1938’de girmiş, hattın açılışı ise 11 Aralık 1938’de yapılmıştır. Erzincan İstasyonu’ndaki açılış töreni, Nafıa Vekili Ali Çetinkaya, Milli Müdafaa Vekili Kazım Özalp, Hariciye Vekili Şükrü Saraçoğlu, Maarif Vekili Saffet Arıkan mebuslar, mühendis ve mütaahitler ve kalabalık bir halkın katılımıyla yapılmıştır.  Sivas-Erzurum hattının tamamının açılışı ise 20 Ekim 1939’da gerçekleşmiştir.

Erzincan Gar’ın işletmeye açılış töreni (11.12.1938)

Demiryolunun önemi Erzincan merkezli büyük depremde bir kez daha anlaşılmıştır. İstiklal madalyası sahibi Doktor Emekli Albay Abdullah Ahi Tuncer, büyük deprem sonrası Erzincan’da Kızılay çadırında gönüllü olarak çalışanlardan birisidir. Tuncer anılarında demiryolunun öneminden bahsediyor: “(…)Çünkü telgraf telleri bin müşkülâtla vak’ayı haber vermekle beraber -şayet bu demiryolu mevcut olmasaydı- en büyüğümüz de dahil olmak üzere buraya, bu bahtsızlar mecmaının (topluluğunun) imdadına bütün alâkadarlar çarçabuk nasıl el koyabilirler ve her şeysiz kalan bu muhitin sağ kalan nüfusunu muhakkak bir imhadan ne suretle kurtarabilirlerdi?” Deprem bölgesine giden gazetecilerden Abidin Daver’de izlenimleri sonucunda demiryolunun önemini belirtiyor: “Yeni demiryollarımız sayesinde, bu yardımlar 24 saat içinde yapılabilmiştir. Cumhuriyetin ve Cumhur reisimizin bu uğurlu eseri olmasaydı, yolların çamur veya karla kapalı olduğu bu kara kışta oralara gönderilen yardımlar, kim bilir kaç haftada ve ne kadar teahhürle  (gecikmeyle) yerine varırdı. Demiryollarının yurdun köşesini birbirine bağlamış olması sayesinde dir ki, İstanbul’dan, İzmir’den, Hatay’dan, hatta Edirne’den yapılacak yardımlar bile, iki üç gün içinde, zalim tabiatın gadrine uğrayan kardeşlerimizin imdadına yetişecektir.”Gazeteci Kemal Zeki Gençosman, Ulus gazetesindeki Büyük Felaketten Sonra Düşünceler‖ sütununda “facia ve yol” başlıklı bir yazısında benzer duyguları taşımaktadır:“…Erzincan’a tren gitmemiş olsaydı? Bunun sonunu düşünmek bile korkunç oluyor, o zaman bütün memleket, Erzincan felâketzedeleri için, daha başka türlü yanacak ve sızlayacaktı. Biz burada, onlar orada kıvranacak, fakat “yolsuzluk” yüzünden buluşamayacaktık. Demiryolu,  eğer bir yıl önce Erzincan ve 2 ay öncede Erzurum’a ulaşmamış olsaydı, ne olabileceğine bakalım;· Deprem haberini Ankara’ya ve Dünya’ya duyurmak daha geç olacaktı. Demiryolu telgraf sistemi sayesinde haberleşme sağlanmış ve sürdürülmüştür.· Arama-kurtarma ekip ve malzemelerinin deprem bölgelerine sevkleri çok zor olacak ve epey uzun sürecekti.· Sağlık ekipleri ve malzemelerinin ulaştırılması ve yaralıların sıhhatli bir şekilde hastanelere ulaştırılmaları çok güç olacaktı. Bu nedenle can kaybı daha çok olacaktı.· Yakınlarının hayatlarından endişelenerek Erzincan’a gitmek isteyen yurttaşlarımızın Erzincan’a ulaşmaları güç, belki de hiç mümkün olmayacaktı. · Zorunlu olarak Erzincan’da kalanların ve çalışanların barınmaları ve hayatlarını sürdürmeleri için gerekli giyecek ve yiyecekler başta olmak üzere ihtiyaç maddelerinin ulaştırılması güç olacaktı. · Erzincan’da barınmaları mümkün olmayanların depremden zarar görmeyen ve hava durumu müsait bölgelere nakilleri zor olacaktı. Bunların tekrar Erzincan’a dönüşlerinde de benzer sorunlar yaşanacaktı. · Yurt içinden ve dışından gelen yardımlar ile Erzincan’ın yeniden inşası için gerekli malzemelerin sevkinde güçlüklerle karşılaşılacaktı.Geniş bir alanda çok etkili olan 1939 Erzincan Deprem Faciası’nda mevsimin bütün olumsuzlukları ve bölgenin coğrafyasının zorluklarına karşın, demiryolu ve özveriyle çalışan demiryolcular sayesinde deprem faciasının sonuçlarının daha ağır olmasının önüne geçilmiş, yaraların sarılması ve acıların hafifletilmesine bir nebzede olsa yardımcı olunmuştur.

Yavuz Demirkol

Kaynaklar

[1] http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/2/deprem-bilgileri/buyuk-depremler/  (Erişim T:19.11.2017)

[1] Orhan Yeniaras, Türkiye Kızılay Tarihine Giriş, Bayrampaşa Kızılay Şubesi, İstanbul 2000, s.140.

[1] Konuyla ilgili yapılan bazı araştırmalarda İstasyon Memuru Cenan’ın Dumanlı İstasyonu personeli olduğu belirtilmektedir. Bu ifade doğru olmayıp, İstasyon Memuru Cenan’ın Kemah İstasyonu personeli olduğu arşiv belgesinde açıktır.

[1] B.C.A., Fon Kodu:030.01.0.0. Yer No:121.769.1.  Kemah İstasyon Memuru Cenan, yazdığı telgrafta Dumanlı İstasyonu’nun  104 no.lu telgrafından da bahsetmektedir. Dumanlı İstasyonu tarafından yazıldığı belirtilen telgrafta, Dumanlı-Erzincan arası km:800+902’de yolun 48 m kadar heyelandan kapandığı bildirilmiştir. Kemah İstasyonu’nun Ankara-Erzurum demiryolunun 886+095 km’sinde, Dumanlı İstasyonu’nun 921+290 km’sinde, Erzincan İstasyonu’nun ise 943+194 km’sinde bulunduğu göz önüne alındığında, heyelandan kapandığı belirtilen 800+902 km değerinin yanlış olduğu anlaşılmaktadır.

[1] B.C.A., Fon Kodu:030.01. 0.0.Yer No: 121.769.1.

[1] Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Hulusi Alataş, Erzincan ve Kemah’tan gelen diyerek aynı içerikteki iki ayrı telgraf okumuştur. Oysa,  Başbakanlık Cumhuriyet Arşivlerinde üzerinde Sıhhat ve İ. M. Vekili Bay Dr. Hulusi Alataş’tan alınan not yazılı olan (B.C.A.,Fon Kodu:030.01.0.0. Yer No:121.769.1.)  ve tümüyle aynı içeriğe sahip 27.12.1939 tarih Kemah,  saat 08.00  yazılı (B.C.A.,Fon Kodu:030.10.0.0.Yer No:119.843.4)  telgraf bulunmaktadır. Erzincan Valisi’nin deprem sonrası Dumanlı İstasyonu’na gittiği burada yazılı olan telgrafın, Kemah İstasyonu’na iletildiği, Kemah İstasyonu’ndan Devlet Demiryolları Umum Müdürlüğü vasıtasıyla, aynı tarihte Başvekâlet Hususi Kalem Müdürlüğü’ne ulaştırılan telgrafın sanki Vali tarafından Dumanlı’dan sonra Kemah’ta yazılmış ikinci bir telgraf gibi algılanmıştır. Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Hulusi Alataş’ta deprem sonrası Yüksek Başvekâlete (Başbakanlık) 01.01.10940 tarihinde yazdığı Erzincan Zelzelesi Hakkında Mahallinde Yapılan Tetkiklere Dair Raporda (B.C.A.,Fon Kodu:030.10.0.0. Yer No: 119.844.11) “Dâhiliye Vekâletinin ilk felaket günü Ankara’da aldığı malumatta bir yanlışlık olduğu anlaşılmıştır. Kemah’ta fazla bir hasar ve zayiat bulunmadığını ve haberin Erzincan’dan gönderilen ve Kemah’tan verilen ilk telgrafın mahreci(çıkışı) olmak dolayısı ile karıştığını ve Kemah’tan 31.12.1939 tarih ve 25 sayı ile arz edildiği üzere Kemah merkezinde ölü ve yaralı bulunmayıp mülhakatta(merkeze bağlı yerlerde) şimdiye kadar 53 ölü, 76 yaralı tespit edildiği” denilerek bu yanlışlığı düzeltmektedir. Hal böyle iken, bu konuda yapılan bazı araştırmalarda deprem günü saat 8.00’da Dumanlı İstasyonu’ndan, saat 11.30’da Kemah İstasyonu’ndan Erzincan Valisi tarafından iki ayrı telgraf yazılmış gibi yanılgıya düşülmüştür.

[1] TBMM Z.C.,  Dönem 6, Cilt: 7,  s. 126-127,

[1] B.C.A., Fon Kodu: 030.10.0.0.  Yer No:119-843-5.

[1] TBMM Z.C., Dönem:6, Cilt:7,  s. 127,

[1] Yalnız insan taşımak için kullanılan, iki ile dört kişi tarafından kolaylıkla demiryolu dışına çıkarılabilen, demiryolu aracı,

[1] Cumhuriyet, 29.12.1939.

[1] Demiryolunda yük treni için kullanılan terim.

[1] Cumhuriyet, 31.12.1939.

[1] B.C.A., Fon Kodu: 030.01.0.0. Yer No:77.482.5.

[1]  B.C.A., Fon Kodu: 030.01. 0.0.Yer No: 121.761.1.  Kapalı olan Erzurum demiryolunun açılması üzerine 01.01.1940 tarihinde telgrafla ekmek sevkinin bundan sonra yapılmaması, mahallen tedariki kolay olan portakal, limon, üzüm, incir gibi meyveler ile yaş ve kuru sebzelerin gönderilmesinin daha uygun olacağı Dâhiliye Vekili Faik Öztrak ve Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili Dr. Hulusi Alataş tarafından Başvekâlete ve ilgili vilayetlere yazılmıştır. (B.C.A. , Fon Kodu: 030.01.0.0. Yer No: 121.761.1.)

[1] B.C.A., Fon Kodu: 030.01.0.0. Yer No: 121.761.1.

[1] Tren personelinin görev yaptığı personel vagonu için kullanılan demiryolcu terimi.

[1]  B.C.A., Fon Kodu: 030.01. 0.0. Yer No: 121.761.1.

[1] B.C.A.,Fon Kodu: 030.01.0.0. Yer No: 77.482.5.

[1] Cumhuriyet, 30.12.1939.

[1] B.C.A.,Fon Kodu: 030.01. 0.0.Yer No: 121.761.1.

[1] Cumhuriyet,  31.12.1939.

[1] B.C.A.,Fon Kodu: 030.01.0.0. Yer No: 121.761.1.

[1] Mekki Said Esen, Cumhuriyet, 06.01.1940.

[1] A.g.e., Bahsi geçen Cumhuriyet Savcısı İzzet Akçal,  sonradan Milletvekilliği (1950-1960/1977-1980) ve Devlet Bakanlığı yapmış olup,  Eski Turizm ve Tanıtma Bakanı Erol Yılmaz Akçal’ın babası, eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz’ın amcasıdır.

[1] Resmi Gazete, 26.04.1940, S:4494.

[1] B.C.A., Fon Kodu: 030.10.0.0. Yer No:119.844.11.

[1] B.C.A., Fon Kodu: 030.18.01.02. Yer No: 89.124.8.

[1] B.C.A., Fon Kodu: 030.18.01.02. Yer No: 89.131.5 .

[1] Ulus,  11.01.1940.

[1] Cumhuriyet,  07.01.1940.

[1]  Avni,  Sertelli, a.g.e., s.64.

[1] A.g.e., s.62.

[1] Sivas-Erzurum demiryolu hattının 374. (Tunceli-Geçit arası), 389. (Geçit-Sansa arası) ve 441. (Pekereç-Erbaş arası) km’lerinde bulunan 3 betonarme ve 386.(Geçit-Sansa arası) km’sinde bulunan karayolu betonarme köprüleri STFA tarafından yapılmıştır. Tunceli İstasyonu’nun ismi Tanyeri, Sansa İstasyonu’nun ismi Demirkapı, Pekereç İstasyonu’nun ismi Gözeler, sonrasında ise Çadırkaya olarak değiştirilmiştir.

[1] Feyzi Akkaya, Ömrümüzün Kilometre Taşları: STFA’nın Hikâyesi, Cep Kitapları, İstanbul Kasım 1989, s.79.

[1] Cumhuriyet, 09.01.1940.

[1] B.C.A., Fon Kodu: 30.18.1.2. Yer No:90.31.3.

[1] B.C.A.,  Fon Kodu: 030.01.0.0. Yer No: 121.770.6.

[1] TBMM ZC., Dönem:6, Cilt:13, s.30-31.

[1] Cumhuriyet, 12.12.1938.

[1] Abdullah Ahi Tuncer, Erzincan’da Yazdım,  Türk Kızılayı Yayınları, 2. Baskı, Ankara Haziran 2011, s.30-31.

[1]  Avni,  Sertelli,  a.g.e., s.33.

[1] Kemal Zeki Gençosman,  Ulus, 14.01.1940.