İstanbul’u satıp-savuşturarak, iki yakayı kavuşturmak!
10 Ağustos 2008 günü Orhan Bursalı‘nın "Okullar Satılırken" başlıklı yazısını okudum. Yazarın Cumhuriyet‘teki köşesinde kaleme aldığı yazıyla birlikte aynı günlü Hürriyet gazetesinde yer alan bir okur yazısını da birlikte…Hürriyet’te okuduğum Çayyolu da Gelecekte Bahçelievler mi Olacak başlıklı yazıda, yeniden yüksek katlı yapılara –ve büyük çarşılara– dönüşen bu kent köşesinde yaşayan semt sakinleri nereye gitti diye soruyordu yazar…


Hafızalarımızı tazelemek için örneklemek gerekirse; İdealtepe’de yapılan karayolu üst geçidi, Küçükyalı’da yapılan karayolu alt geçidi, Atalar’da yapılan karayolu üst geçidi, Pendik karayolu üst geçidi, Osmangazi karayolu üst geçidi, Maltepe karayolu alt geçidi vb. gibi köprü ve alt geçitlerin yakın tarihimiz içinde inşa edildiğini görürüz. Bu geçitlerin hepsinin ortak bir özelliği vardır, o da; demiryolunu dikey keserler ve genelde sahil yollarına bağlantıyı sağlarlar.
Vapurlarımızı vermiyoruz İleti grubu kolaylaştırıcısı M.Cemal Beşkardeş ile Marmaray Tüp Geçit inşaatı kapsamındaki bazı işler için yapılacak ihalelere teklif vermeye İstanbul’a gelen PARSONS & BRIKKENHOFF şirketinin temsicisi arasında tesadüf sonucu oluşan sohbet ortamında Marmaray sohbetin konusu olmuştur.
2004 yılındaki tren kazasi ardindan, Ankara’da TMMOB İl Kooridinasyon Kurulu ve BTS yöneticileri tarafından bir broşür hazırlanmış ve demiryolunun güvenliği için ticari bir işletmecilik öngörüsünden vaz geçilmesi talep edilmişti. TCDD nin 2 ye bölünerek hizmetlerin özelleştirilmesi için Demiryolu kanun taslağının TBMM’ye geldiği bu günlerde anlamlı olan bu çalışmayı tekrar yayımlayarak hafızalarımızı tazelemek gerektiğine inanıyoruz.
Ülkemizde karayoluna dayalı ulaşım politikaları şehirler arası yolculuklarımızı esir aldığı gibi kent içi yolculuklarımızı da içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Ankara’da 15 yıldır uygulanmakta olan katlı kavşak ve yol genişletmesine dayalı ulaşım politikası ile çağdaş- sürdürülebilir yaklaşımların karşılaştırıldığında trafik sorununun çözülmesinden öte bir sarmalın içine düşüldüğü gün gibi ortadadır.