Kent ve Demiryolu Menü

Kalıcı Başlantı:

6 Eylül 1917: Hans Guhr’un Gözünden Büyük Haydarpaşa Yangını

Birinci Dünya Savaşı’nın ortasında Haydarpaşa Garı’nda meydana gelen büyük patlama, yalnızca İstanbul’un değil, Osmanlı ordusunun cephe ikmal düzeninin de ağır bir darbe almasına yol açtı. Alman subay Hans Guhr’un anıları, felakete denizden tanıklık eden önemli bir gözlem sunuyor.

6 Eylül 1917.
Birinci Dünya Savaşı bütün şiddetiyle sürerken Haydarpaşa, İstanbul’un Anadolu’ya ve oradan da Filistin, Suriye ve Irak cephelerine uzanan en önemli ulaşım ve ikmal merkezlerinden biriydi. Anadolu’dan gelen asker, erzak, mühimmat ve çeşitli askerî malzemeler burada toplanıyor; demiryolu ve liman aracılığıyla cephelere sevk ediliyordu.

Bu nedenle Haydarpaşa, savaşın lojistik haritasında sıradan bir istasyon değildi. Aynı zamanda Osmanlı-Alman askerî işbirliğinin ve Bağdat Demiryolu projesinin İstanbul’daki en önemli düğüm noktalarından biriydi. 1917 yazında cephelerin ihtiyaçları nedeniyle bu merkezde büyük miktarda mühimmat ve askerî malzeme biriktirilmişti. 

“Eski geminin tüm köşe bucağı titredi”
Haydarpaşa’daki patlamanın en çarpıcı tanıklarından biri, Alman subay Hans Guhr oldu. Guhr, anılarını Türkçede Anadolu’dan Filistin’e Türklerle Omuz Omuza adıyla yayımlanan kitapta aktarıyor.

Guhr’un kitabındaki ilgili sayfayı, 6 Eylül 1917 olayını doğrudan anlatan şu bölüm oluşturuyor:
“6 Eylül’de Schraudenbach, Rauch ve deniz binbaşısı Schneider’i veda kokteyli için Corkovado’ya davet etmiştim. Binbaşıyla saat 10.00’a doğru hâlâ derin bir sohbete dalmış olarak güvertede oturuyorduk ki, aniden eski geminin tüm köşe bucağının titremesine sebep olan, gök gürültüsüne benzer şiddetli sesler duyduk.”

Bu kısa pasaj, araştırmamız açısından birkaç önemli bilgiyi bir arada veriyor: Corkovado bir gemidir. Guhr’un “eski geminin” güvertesinde oturduğunu söylemesi, önceki ihtimali kesinleştirir.

Guhr, patlamayı Haydarpaşa’ya yakın bir deniz konumundan duymuş ve hissetmiştir. Yanında bulunan deniz binbaşısı Schneider, olay yerine gitmek üzere istimbotunu önermiştir. Guhr ve beraberindekiler, patlamadan kısa süre sonra deniz yoluyla Haydarpaşa’ya hareket etmiştir.

Guhr anlatısının devamında, mühimmat depoları ile mazot ve benzin stoklarının havaya uçtuğu haberinin hızla yayıldığını, ardından istimbotla olay yerine gittiklerini ve karşılarında korkunç bir manzara gördüklerini anlatır “Karşımızda korkunç boyutta bir manzara vardı; tren garı, 12 devasa mühimmat deposu ve 300 kadar yük vagonu alev alev yanıyordu.”

Guhr’un bu tasviri, patlamanın yalnızca tek bir depoyla sınırlı kalmadığını, Haydarpaşa’daki geniş lojistik alanı etkileyen zincirleme bir felakete dönüştüğünü göstermesi bakımından önemlidir.

Patlama kaza mıydı, sabotaj mı?

Olayın hemen ardından resmî açıklamalarda patlama kaza olarak nitelendirildi. Osmanlı makamlarının açıklamalarında, bir benzin fıçısının tutuşması veya mühimmatın elleçlenmesi sırasında meydana gelen bir kaza ihtimali öne çıkarıldı. Dönemin askerî ve idari yazışmalarında da olayın kaza olarak kayda geçirildiği görülüyor. 

Bununla birlikte, patlamanın meydana geldiği yer, savaş koşulları ve yok olan malzemenin niteliği, sabotaj şüphelerini güçlendirdi.
Haydarpaşa’da yalnızca mühimmat değil, Filistin ve Irak cephelerine gönderilmek üzere hazırlanmış büyük miktarda askerî malzeme bulunuyordu. Dolayısıyla buraya yönelik bir sabotaj, Osmanlı ordusunun cephe ikmalini doğrudan hedef alabilecek nitelikteydi.

Alman General Liman von Sanders, anılarında mühimmatın sıradan bir sandığın düşmesiyle bu ölçekte patlamasının inandırıcı olmadığını savunarak sabotaj ihtimalini daha güçlü buluyordu. 

Daha sonraki yıllarda da olayın İngiliz veya Fransız istihbarat faaliyetleriyle bağlantılı olduğu yönünde çeşitli iddialar ortaya atıldı. Bunlar arasında A. Baha Özler’in aktardığı Georges Mann anlatısı ve İngiliz Amiral Sydney Robert Fremantle’ın 13 Kasım 1917 tarihli raporuna eklediği, Haydarpaşa yangınına ajanlarının neden olduğunu ima eden el yazısı not özellikle dikkat çekicidir. Ancak bu belgeler, sabotajın nasıl gerçekleştirildiğini ve kim tarafından yapıldığını kesin biçimde ortaya koymamaktadır. 

Bu nedenle bugün için en doğru ifade şudur:
6 Eylül 1917 Haydarpaşa patlaması, resmî kayıtlarda kaza olarak yer alsa da, olayın sabotaj olabileceğine ilişkin güçlü tarihsel şüpheler bulunmaktadır. Ancak sabotajın faili ve yöntemi kesin olarak kanıtlanmış değildir.

Can kayıpları: Resmî kayıtlar ne söylüyor?

6 Eylül 1917 Haydarpaşa patlamasının can kayıpları konusunda, dönemin resmî açıklamaları ile yabancı basında yer alan haberler arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır.

Osmanlı hükûmetinin 8 Eylül 1917 tarihli tamiminde, olay sırasında istasyon ve rıhtımda yolcu treni veya yolcu vapuru bulunmadığı belirtilerek sivil halktan herhangi bir can kaybı olmadığı açıklanmıştır. Aynı belgede, görevleri gereği sevkiyat iskelesinde bulunanlar arasındaki ölü ve yaralıların toplamının “yüze karib”, yani yaklaşık yüz kişi olduğu ifade edilmiştir.

Ancak 12 Eylül 1917 tarihli Enver Paşa raporu, bu rakamı daha somut bir çerçeveye oturtmaktadır. Raporda, o tarihe kadar askerler ve demiryolu çalışanları arasından 23 yaralı ve 5 ölü tespit edildiği, enkaz altında kalmış olabilecek cesetlerin aranmasına başlandığı bildirilmektedir. Buna göre, rapor tarihi itibarıyla doğrulanabilen kayıp sayısı 5 ölü ve 23 yaralı, toplam 28 kişidir. Arama çalışmalarının devam ettiği de göz önünde bulundurulmalıdır.

Bu belgeler, can kayıplarının ağırlıklı olarak askerî personel ve demiryolu/liman çalışanları arasında meydana geldiğini göstermektedir. Bununla birlikte, mevcut resmî kayıtlar sivil halk için “sıfır can kaybı” bildirirken, enkaz altında kalmış olabilecek kişilerin tamamının akıbeti konusunda kesin bir nihai liste sunmamaktadır.

Öte yandan, dönemin yabancı basınında çok daha yüksek rakamlar yayımlanmıştır. Örneğin bazı haberlerde 20.000 Alman askerinin öldüğü ileri sürülmüştür. Bu rakam, olayın gerçek boyutlarını yansıtan güvenilir bir istatistik olarak kabul edilemez. Savaş koşullarında sansür, bilgi eksikliği ve propaganda etkisiyle yayılan bu tür haberler, tarihsel değerlendirmelerde resmî belgelerden ve doğrudan tanıklıklardan ayrı tutulmalıdır.

Dolayısıyla bugün için en ihtiyatlı tarihsel sonuç şudur: 6 Eylül 1917 Haydarpaşa patlamasında doğrulanabilen resmî kayıtlara göre en az 5 kişi hayatını kaybetmiş, 23 kişi yaralanmıştır. Kayıplar askerî personel ve demiryolu çalışanları arasındadır. Sivil can kaybı ise Osmanlı hükûmetinin 8 Eylül tarihli açıklamasında bulunmadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte, enkaz kaldırma ve ceset arama çalışmalarının sürdüğü dikkate alındığında, bu rakamların olayın nihai bilançosu olarak değil, mevcut resmî kayıtların ortaya koyduğu doğrulanabilir sayılar olarak değerlendirilmesi gerekir.

Yangın nasıl söndürüldü?

Haydarpaşa patlamasıyla ilgili araştırmalarda en az ele alınan konulardan biri, patlama sonrasında çıkan yangının nasıl kontrol altına alındığıdır.

Mevcut kaynaklar, yangının çok geniş bir alana yayıldığını; mühimmat depoları, vagonlar, liman tesisleri ve gar çevresinin ağır biçimde etkilendiğini gösteriyor. Guhr’un anlatısında da olay yerine vardıklarında yangının hâlâ sürdüğü, patlayan mermilerin çevreye saçıldığı ve güvenli bir mesafede durmak zorunda kaldıkları görülüyor.

Burada özellikle önemli bir askerî denizcilik kaydı bulunuyor. Alman Loreley gemisine ilişkin tarihçe, 6 Eylül 1917’de Haydarpaşa’da bir yelkenlinin yükünü boşaltması sırasında mühimmatın patladığını; yangının hızla yakındaki depolara ve tren garına yayıldığını belirtiyor. Aynı kaynak, Loreley’in pompalarıyla yangın söndürme çalışmalarına destek verdiğini açıkça kaydediyor. 

Bu bilgi, yangına yalnızca karadaki itfaiye veya askerî ekiplerin değil, deniz kuvvetlerine ait gemilerin de müdahale ettiğini göstermesi bakımından önemlidir. Ancak burada dikkatli olunması gereken bir nokta var:

Şu an elimizde yangının tam olarak hangi saatte kontrol altına alındığını, kaç itfaiye ekibinin görev yaptığını, hangi gemilerin ne kadar süreyle su bastığını veya yangının hangi yöntemle tamamen söndürüldüğünü ayrıntılı biçimde açıklayan bir söndürme raporu bulunmuyor.
Bu nedenle “yangın şu gemi tarafından şu kadar saatte söndürüldü” şeklinde kesin bir hüküm vermek doğru olmaz.

Eldeki verilerle söylenebilecek olan şudur:
Yangın, mühimmatın neden olduğu zincirleme patlamalar ve ikincil yangınlar nedeniyle uzun süre tehlikeli biçimde devam etmiş; Alman deniz kuvvetlerine ait Loreley’in pompaları da söndürme çalışmalarına katılmıştır. Yangının kesin olarak nasıl ve ne zaman kontrol altına alındığı ise ayrıntılı birincil kaynaklarla henüz açıklığa kavuşturulamamıştır.

Bu nokta, ileride Osmanlı arşivlerindeki Bahriye Nezareti, Liman İdaresi, İtfaiye ve Harbiye Nezareti yazışmaları üzerinden ayrıca araştırılmayı bekliyor. Haydarpaşa’nın gördüğü yıkım patlamanın etkisi yalnızca mühimmat depolarıyla sınırlı kalmadı. Haydarpaşa Garı, liman ve demiryolu tesisleri de ağır hasar gördü.
Dönemin yabancı basınında, istasyonun ve depoların tamamen veya büyük ölçüde tahrip olduğu, Bağdat Demiryolu için biriktirilen mühimmatın, araçların ve tıbbi malzemenin yok olduğu bildirildi. Bazı haberlerde olayın cephe sevkiyatlarını aylarca geciktirdiği ileri sürüldü. Ancak bu haberlerin bir bölümü savaş dönemi sansürü ve abartılı rakamlar içerdiğinden, kayıp miktarları konusunda temkinli olmak gerekir. 

Araştırmacı Oğuz Satır’ın arşiv belgeleri ve tanıklıklar üzerinden yaptığı değerlendirmeye göre, olayın resmî kayıtlardaki hasar ve zayiatının düşük gösterilmiş olma ihtimali de göz önünde bulundurulmalıdır. Fotoğraflar, Haydarpaşa limanının gerisindeki elektrik fabrikası, depo ve siloların bulunduğu alanlarda önemli yıkım meydana geldiğini göstermektedir. 

Bir geminin güvertesinden tarihe düşen tanıklık
Hans Guhr’un anlatısı, Haydarpaşa patlamasını yalnızca bir askerî lojistik felaketi olarak değil, İstanbul’un deniz ve demiryolu coğrafyasını birlikte gösteren bir olay olarak da anlamamızı sağlıyor. Guhr, patlamayı karadan değil, Corkovado adlı geminin güvertesinden duyuyor. Ardından bir istimbotla olay yerine gidiyor. Bu ayrıntı, Haydarpaşa’nın o dönemde ne ölçüde deniz ulaşımıyla iç içe olduğunu da ortaya koyuyor: Liman, demiryolu, mühimmat depoları, vagonlar, mavnalar ve askerî gemiler aynı lojistik sistemin parçalarıydı.
Bu bakımdan 6 Eylül 1917 felaketi, yalnızca bir gar yangını değil; Osmanlı Devleti’nin savaş yıllarındaki en önemli ulaşım ve ikmal merkezlerinden birinin ağır biçimde devre dışı kalmasıdır.

Ve Hans Guhr’un birkaç cümlesi, bu büyük felaketin ilk anlarını, denizin üzerinden İstanbul’a bakan bir tanığın gözünden günümüze taşımaktadır.

Haydarpaşa felaketinin büyüklüğü, yalnızca can kaybının sayısıyla değil; garın, limanın, mühimmat depolarının, vagonların ve cephe ikmal sisteminin uğradığı yıkımla birlikte değerlendirilmelidir.

Kaynak ve araştırma notu
Başlıca kaynaklar:
1-Hans Guhr, Anadolu’dan Filistin’e Türklerle Omuz Omuza — 6 Eylül 1917 tarihli tanıklık.
2-Oğuz Satır, “Kaza mı, Sabotaj mı? 1917 Haydarpaşa İnfilâkı”, Osmanlı İstanbulu X — arşiv belgeleri, tanıklıklar ve yabancı basın üzerinden kapsamlı değerlendirme. 
3-Ayşe Yar – Ersoy Zengin, “6 Eylül 1917 Haydarpaşa Liman ve Tren Garı Patlaması”, SAVSAD Savunma ve Savaş Araştırmaları Dergisi, 2026 — olayın arşiv belgeleri ve savaş bağlamı içindeki değerlendirmesi. 
SMS Loreley tarihçesi — geminin 6 Eylül 1917’de Haydarpaşa’daki yangın söndürme çalışmalarına pompalarıyla katıldığına ilişkin kayıt. 

Editöryal not: Makalenin başlığında “sabotaj” kelimesini kullanmak mümkün; ancak metin içinde “sabotaj şüphesi” veya “sabotaj ihtimali” denmesi, mevcut tarihsel kanıtların durumuna daha uygundur. Ayrıca Guhr’un kitabındaki “saat 10.00’a doğru” ifadesi, başka tanıklıklarda geçen öğleden sonra saatleriyle karşılaştırılmalı; olayın saat kronolojisi ayrıca incelenmelidir.