Kent ve Demiryolu Menü

Kalıcı Başlantı:

İnsanın İçi Tren Yolculuğu Çekiyor

Kentvedemiryolu Notu: Bu anı, Haydarpaşa Garı’nın ana hat seferlerine kapatılmasından hemen önce yaşanan son yılbaşı yolculuklarından birine dair kişisel bir tanıklık olarak yayımlanmaktadır.

“İşe Yarar Bir Şey”i izlemeye başladım. İnsanın içi tren yolculuğu çekiyor. Eski usul.

Bunu da buraya yazayım, filmin sonuna zeyl niyetiyle. Demiryolcu çocuğu olduğum için trenle çok yolculuk yaptım, İzmir Mavi’ye çok bindim. Balıkesir’de inerdik, oradan Akçay’a sendikanın kampına. Onun dışında da çokluk yolculuklarımı trenle yaptım.

Ama bir tanesi var ki çok mühim, ilginç ve eğlencelidir, Serdar Gülhan’la yapmıştık. Serdar Ankara’da ben İstanbul’dayım. 2012 Yılbaşını trende kutlamaya karar verdik, asıl niyetimiz Toros’tu bir ara Van Gölü’ne meylettik, baktık saatler tutmuyor başka bir şeye niyetlendik.

Ankara’ya geçeceğim, Serdar’la İstanbul’a döneceğiz. Bu yolculuğu asıl önemli kılansa yılbaşından bir süre sonra Haydarpaşa Garı’nın seferlere kapatılması, yani trenlerdeki son yılbaşı bir anlamda. Gündüzleyin Basmane’den trene bindim, çoğunlukla yaptığım gibi yemekli vagonda -biraz rakı biraz meze- yolculuğu bitirdim. Serdar garda karşıladı, GMK’deki Necmi Usta’ya geçtik, sohbet muhabbet, bağlamaydı, türküydü derken tren saatimiz geldi, Ankara Yataklı, herhâlde gece onbir buçukta kalkıyordu. Ayazda gara geri döndük.

Eşyalarımızı yerleştirip yemekli vagona geçtik. Yılbaşı, acayip sakin. Biz, her nasılsa orada olan, kafalarına garsonun verdiği yılbaşı kukuletalarını takmış Güney Koreli çift, bir de yılbaşı için çıktığı Kapadokya turundan sıkılıp dönmeye karar vermiş Bostancı’da mukim bir kadın.

Saat ikiye kadar içtik sanıyorum, öyle filmdeki gibi vagonda sabahlamana izin vermiyorlardı, ikide de kapanıyor. Epey rakıdan sonra, son dakika tedbiri için bardan aldığımız arjantinlerimiz ve Kapadokya şarabı getiren yan komşumuzla yataklı vagonumuza döndük.

Var olanları bitirdik, sonra sızmışız. En son, sabah, Serdar’ın uyandırdığını anımsıyorum. Tren Haydarpaşa’ya gelmiş, perona girmiş, muhtemelen bizi uyandıramamışlar, tren çoktan boşalmış. Biraz zor da olsa indik trenden. Ama ne perişanlık, ama öte yandan ne keyif, ne zevk!

Sonra zaten Haydarpaşa’daki garı kapattılar; trenleri kaldırdılar, yemekli vagonu ziyan ettiler, o eliptik barında poşet neskafe verir hâle getirdiler; Ankara garda korkunç katliam yaptılar, bir sürü şey…

Bugün dönüp bakınca anlıyorum ki o gece yalnızca bir yılbaşını kutlamamışız. Farkında olmadan bir dönemin vedasına da tanıklık etmişiz. Yemekli vagonda uzun sohbetlerin, rayların ritmine karışan kadeh seslerinin, gece yarısı istasyon lambalarının ve sabaha karşı gar peronlarına düşen ayazın son zamanlarıymış.

Demiryolu yalnızca bir ulaşım biçimi değildi; kentleri, insanları ve hikâyeleri birbirine bağlayan bir yaşam kültürüydü. Haydarpaşa’nın kubbesinin altında başlayan ya da sona eren sayısız yolculuk gibi, o yılbaşı gecesi de belleğimizde yerini aldı.

Belki de bu yüzden insanın içi hâlâ eski usul bir tren yolculuğu çekiyor. Camın önünde akan karanlığı seyrederek, bir yemekli vagonda dostlarla sohbet ederek, sabaha başka bir kentte uyanmak…

Velhâsılı:

“Bizi bir kitabın sayfaları arasında kurutuyor zaman.”

Ümit Nar

 

Fotoğraflar: Cem Gaygusuz