MT 5200 ve MT 5300’lere Ait Fotoğraf Film ve Anı Aranıyor
Her zaman herkes farklı bir şey arar, kimisi kan, kimisi kiralık ev, bazıları satılık emlak, kimileri de kaybettiklerini arar. Bu defa farklı bir kayıp ve arama ilanı ile karşı karşıyasınız. demiryolu tarihimizin ilk mototrenleri olan MT 5200 ve MT 5300’lere ait fotoğraf film ve anı aranıyor. Bulanların ve arşivinde bu konuda bilgi belge olanların bizim aracılığımız ile veya direk olarak Ege Üniversitesinden Doç. Dr Çağatay Üstün ile temasa geçmelerini bekliyoruz.
Edirne’ye gitmeye karar vermiştik, fakat bu kez trenle. Haydarpaşa’dan, Eminönü’ne motorla geçtik. İskeleden bir taksi çevirip, İstanbul Gar’ının önünde indik. Orasının ayrı bir enerjisi var. Gazete bayilerinde; günlük gazetelerin dizinleri arasında, çeşitli İstanbul ve Avrupa haritaları mevcut. Cağaloğlu’na doğru meşhur FİLİBE KÖFTECİSİ, daha ileride, Ankara Caddesi’nin sağına soluna dizelenmiş onlarca yayınevi. Türkiye’nin; bir dönem, eğitim ve kültür hayatına can ve emek vermiş kuruluşlar.
Çukurova Üniversitesinden Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ “İzlanda’daki volkan patlaması sonucu Avrupa’da en çok iş gören ulaşım aracı tren olmuştur. Avrupa’da tren bu denli gelişmemiş olsaydı, süreci daha zor atlatırlardı. Ülkemizin de en çok ihmal ettiği demiryollarına önem vermesi ayrıca düşünülmelidir” demişti. Sirkeci gar o süreç içinde ülkemizden evlerine dönmek isteyen Avrupalıların çıkış kapısı olmuştu. Yalnız bu olay bile Sirkeci Gar’ın kapatılmamasına
Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi Yavuz Demirkol İstanbul –Ankara arasındaki 7 saatlik tren yolu mesafesini 2.5 saate indirmeyi amaçlayan ve 1976’da Ayaş tünelinin ilk harcının atılmasıyla başlayan, 22 hükümet eskitmesinin ardından askıya alınan, her yıl bütçeden ödenek ayrılan tünel ve demiryolu proje sürecinde dünden bugüne yaşananları "Ayaş Yollarında Tünelim Kaldı" adlı kitapta toplayarak toplumsal belleğimize bir katkı sundu.
"Raylara ömür bağlamış binlece işçinin hikayesi. Bu; Kara Trenler kadar bahtı kara kişilerin gerçek hikayesidir… Hani bir ömür boyu usul usul hep aynı şekilde soluyan Çuf, çuf, çuf diyen. Oysa aslı çuf, çuf çuf değildir bu sesin… Yuf, yuf, yuf’tur… Bu yazı serisi o yuflara layık kişilere armağan edilmiştir…Ve kara trenler kadar yorgun, onlar kadar bahtı kara binlerce insanın hikayesi…"
Daha ismimizi bile sormadın bey… Makineyi açmış yanlamışsın ne güzel… Sıcak da burası. Çay desen ayağına gelmekte. İsmimizi sorarsın zaar. En sonunda. Onu da alır makine. Bu makineleri görmüşlüğümüz vardır bizimde… Seninki yataklı. İyi güzel. Hem de numerolu yataklı. Biz numerosuz yerdeyiz. Bizde yerler kapanın elinde. Numerosuz oldun mu, kulak asama. Adam dediğin numerolu olacak… Hamal olsan sözümüz meclisten dışarı, numerolu hamal olacaksın… Yoksa çekiver kuyruğunu gitsin. Hamallığın bile numerosuzluğu rezillik ki, diz boyu…
On üç yazarın makalelerinin toplanarak "Küçükçekmece’de Ulaşımın Tarihçesi" adı ile 2009 yılında yayınlanan kitaptaki Küçükçekmece’de demiryolu ulaşımı serüveninin anlatıldığı bölümü yazar Akın Kurtoğlu’nun izni ile yayınlıyoruz.
Üç kişiydiler. İkisi sevdalıydılar. Birisi kulak asma. Birisine hiç kulak asma. Delinin biriydi. Ben illa üniversiteye girecem diye tutturmuş delinin biri. Lalahan’ın oralarda bir kadın, evinin bir karış üstündeki damında giden güneşe açtığı erişteyi yetiştirmeye çalışıyordu. Bahçedeki narlar, ayvalara inat, patlıyı patlayıvermişlerdi. Taneleri yerlere saçılıvermişti. Orada bir düdük sesi bıraktık.